Fakat şüpheye ve tereddüde lanet savurmadan evvel hakkını verelim.Zekanın en sivri noktası şüphe ve tereddüttür.Bütün Rönesans bir şüpheden doğdu.Bütün yeni felsefe zaferini Descartes'in şüphesine borçludur.Fakat,mücerret saha da zekanın evcini işaret eden bu şüphe ve tereddüt,ameli saha da ölümden başka birşey değildir.O noktaya kadar çıktıktan sonra ,insanın hayat ve müşehhas dünya içindeki azami kıymetine varabilmek için ,tereddüdden karara geçmesini bilmek lazımdır .Çünkü bu,ölümle hayat arasındaki huduttur.
Öteden beri zeki adamlar tereddüt etmişlerdir.Septisizm yeni bir fikir hareketi değildir,Fakat şüphemizi ve tereddüdümüzü ancak zekamıza mahsus bir hak addedelim ve irademize çelme takmasına izin vemeyelim.
Hakikatte sende tereddüt ediyorsun;Roma ile İstanbul arasında ,hile ile samimiyet arasında,samimiyet ile hile arasında ,ölümle hayat arasında tereddüt ediyorsun.Sonra ben ve benim olduğum zümre de tereddüt içindeyiz.Elimizdeki bu kadehler ve gecelerimiz dolduran bu çılgınlılar nedir?Bütün sanatkar dediğimiz sınıf ve münevver dediklerimiz hep tereddüt geçiriyorlar .İnanmakla inkar arasında tereddüt,yaratıcı hırslar ve sevdalar arasında tereddüt.
Şüphesiz ,vicdanımızın vahşi ormanlarına sinen ejderhaları,canavarları tanımalıyız;içimizde sinen ve pusu kuran müthiş ihtimallere cesaretle bakmalıyız;bunları şuurumuzun aynasından pervasızca seyrederek hem kendimize hem de başkalarına göstermeliyiz.
Bu durmadan dönen çark ,bu göz karartıcı hız,bu namütenahi yaratılış,oluş ve gidiş,tereddüdü ve tembelliği affetmiyor;hiçbir şeye inanmayanlarında en imanlılar kadar kendi faaliyetlerine karışmasını istiyor ve iradeye karşı işleyen bir septisizmin,bir şüphe ve tereddüdün cezasını böyle veriyor.