Saii

Saii
@Saii_Seyir
Siz siz olun, durak olmayın tren olun. Gelenleri karşılamaktansa, seyir halinde olup, Hem kendinizi hem de geçtiklerinizi seyre durun… İşte Sai ile Seyir ‘in macerası böyle oluştu ve başladı. Bu benim yolculuğum. İyi seyirler…
Küçük Prens Felsefesi
10/10
·112 syf.··
Beğendi
·
2025 16. kitabı
Küçük Prens Küçük Prens kitabı nazik yürünen bir yoldur. Tıpkı etrafla bütünleşen cennet gibi. Küçük Prensin kırılganlığı ise, onun zayıflığı değil saflık derecesidir. Küçük Prens felsefesi bize öğretmiştir ki; ‘Saf bir kalp, saf bir bardak gibi özen ister.’ Küçük Prens Bir Kitaptan Daha Fazlası: Küçük Prens kitabı yüreği güzel, yaşama bakış açısı hassas insanların baş ucu kitabı olabilecek bir eserdir. Kitap demek ile herhangi bir kalıba sığdırmak istemiyorum çünkü bir kitaptan ziyade yaşama felsefesidir, yolu aydınlatır Küçük Prens. Neydi Küçük Prensi bu kadar değerli ve etkili kılan ? Bir yerde okumuştum normalde de kitabın orijinal sayfası 1000 küsuratlı sayfalardan oluşmaktaydı. Fakat Fransız yazar ve pilot olan Antoine de Saint-Exupéry ‘Çok kelimelerle herkes bir şeyler anlatabilir, önemli olan az kelimelerle çok şey anlatabilmek.’ düşüncesini savunarak kitabı 112 sayfaya indirmiştir. Günümüzde 505’in üzerinde farklı dillere ve lehçelere çevrilmiş, dünya üzerinde İncil’den sonra en çok çevrilen ikinci eser olmasıyla birlikte, tüm zamanların en çok satılan kitaplarından biri olmuştur. Her seferinde, farklı dönemlerde okudukça bizleri daha derin mesajlara ulaştıran ve düşündürten, farklı bir yola götüren bu kitabın altında hangi düşünceler gizliydi. 2020 yılından beri 29 Haziran günü, Uluslararası Küçük Prens Günü’dür ve kitabın yazarı Antoine de Saint-Exupéry ‘nin doğum gününü anmak için seçilmiştir İkon haline gelen Küçük Prens her şeyde ve her yerde hala günümüzde popülerliğini sürdürmeye devam ediyor ve edecektir. Kitap bizlere günümüz çağında ve teknolojisinde ilerledikçe, gerileyen insani değerlerimizi hatırlatır. Daha iyi insan olma yolunda bize öğrettiği, unuttuğumuz sevgi, sadakat, bağlılık, söz verme, sorumluluk, şefkat, saflık, masumiyet, güven, alçak
1000Kitap
Küçük PrensAntoine de Saint-Exupéry · Can Çocuk Yayınları · 2015280,1bin okunma
Reklam
Bir “Acaba”nın İçinde Kaybolmak
9/10
·282 syf.··
Beğendi
·
2025 6. kitabı
Gece Yarısı Kütüphanesi Bazı kitaplar vardır; sadece okunmak için değil, hissedilmek, yaşanmak ve hatta iyileşmek için yazılmıştır. Matt Haig’in Gece Yarısı Kütüphanesi de tam olarak böyle bir kitap. Belki de bu yüzden üç yıl boyunca kitaplığımda sessizce bekledi. Sırasını değil, vaktini beklemiş meğer. Çünkü her şey gibi bazı kitaplar da hayatımıza tam da ihtiyaç duyduğumuz anda girer. Kitabın başkahramanı Nora Seed’in hikayesi, karanlık bir gecede başlıyor. Yaşamak için hiçbir sebep bulamayan, geçmişin yüküyle ezilmiş bir kadının, hayatına son verme kararıyla. Sevdiği kedisinin ölümünü bile kendine yükleyecek kadar derin bir öz şefkat eksikliğiyle boğuşan Nora, aldığı ilaçlardan sonra kendini bambaşka bir yerde buluyor: bir kütüphanede. Ama bu sıradan bir kütüphane değil. Sonsuz raflarında, Nora’nın “acaba”larla dolu hayatlarının her biri bir kitap olarak yer alıyor. Başka bir meslek seçseydi, evlenmiş olsaydı, hayır diyebilseydi, daha cesur olsaydı… Hepsi orada, seçilmeyi bekleyen olasılıklar olarak duruyor. Bu büyülü kütüphanede Nora’ya eşlik eden kişi ise çocukluğundan tanıdığı okul kütüphanecisi Bayan Elm. Gerçek hayatta ona kendini en çok değerli hissettiren tek insan belki de. Nora için bu kütüphane, hem geçmişin gölgesi hem de geleceğin ışığı oluyor. Kitabı okurken arka planda Maya Prest’in Yok Bana Bu Cihanda şarkısı çalıyordu zihnimde. “Bir dost, bir yer, bir ses, bir yar” diye sitem eden şarkının sözleri, Nora’nın iç sesiyle o kadar örtüştü ki… Hem kitap hem şarkı bana, zaman zaman hepimizin taşıdığı o içsel boşluğu, “hiçbir yere ait olamama” duygusunu hatırlattı. Zihnimiz bazen ne kadar da nankör. Sahip olduklarımızı unutturur, gözümüzü olmayanlara çevirir. Sürekli bir “acaba” döngüsünde tutar bizi: Acaba başka bir şehirde yaşasaydım? Acaba o kişiyle birlikte
1000Kitap
Gece Yarısı KütüphanesiMatt Haig · Domingo Yayınevi · 202598,4bin okunma
“Yaşamak” Üzerine: Bir Hayatın Sessiz Tanıklığı
10/10
·210 syf.··
Beğendi
·
2025 5. kitabı
Yaşamak Bazen bir kitap okursunuz, kapağını kapattığınızda sadece bir hikâyeyi değil, insanlığın bütün acılarını, umutlarını ve direncini kalbinizde hissedersiniz. Çinli yazar Yu Hua’nın “Yaşamak” adlı romanı, tam da böyle bir kitap. Sessiz ama derin bir sesle haykırıyor yaşamanın ne demek olduğunu. Acıların arasından süzülen dayanıklılığı, kayıplarla biçimlenen karakteri ve her şeye rağmen toprağa tutunmayı anlatıyor. Romanın başkahramanı Fugui, varlıklı bir ailede doğmuş, gençliğinde kumar tutkusu ve sorumsuzlukla bütün servetini kaybetmiş bir adam. Hayat ona defalarca sırtını dönmüş, ama o her defasında küllerinden yeniden doğmaya çalışmış. Fugui’nin kişisel hikâyesi aslında sadece onun değil; aynı zamanda 20. yüzyılın ortasında Çin’in geçirdiği savaşları, devrimleri, kültürel çalkantıları ve kırsal yaşamın zorluklarını da içinde barındırıyor. Alıntı Kutusu: “Yaşamak demek, insanın başına ne gelirse gelsin, her sabah yeniden uyanmayı kabul etmesidir.” — Yu Hua, Yaşamak Yu Hua, hikâyeyi yaşlı Fugui’nin bir yabancıya anlattığı uzun bir monolog gibi kuruyor. Bu anlatım tarzı, eseri bir roman olmaktan çıkarıp neredeyse sözlü tarih çalışmasına dönüştürüyor. Fugui’nin sesinde pişmanlık, hüzün, kabulleniş ve sarsılmaz bir yaşam sevgisi var. Malını, ailesini, dostlarını birer birer kaybetmiş olsa da, hayatta kalan her sabaha inatla uyanıyor. Kitap boyunca yaşanan ölümler –oğlu Youqing’in acımasızca alınması, sağır-dilsiz kızı Fengxia’nın doğumda ölmesi, torunu Kugen’in boğularak can vermesi– insanın sınırlarını zorlayan trajediler. Fakat Yaşamak, yalnızca acıların romanı değil. Aynı zamanda insanın ne olursa olsun yaşama tutunma gücünü, başına gelenlerin ardından yeniden başlama cesaretini anlatıyor. Yu Hua’nın dili sade ama etkili. Betimlemeleri abartısız, ama her
YaşamakYu Hua · Jaguar Kitap · 202670,5bin okunma
Orhan Kemal -El Kizi
9/10
·400 syf.··
Beğendi
·
2025 1. kitabı
Kitap Yorumu: “Okuduğum ilk Orhan Kemal romanı ve etkisi hâlâ üzerimde…” Kitabı elime almamla bitirmem bir oldu. Ne elimden düşürebildim ne de etkisinden çıkabildim. Uzun süre de çıkabileceğimi sanmıyorum… Geçmişin Sürükleyici Atmosferi El Kızı, beni çocukluğumda okuduğum Çalıkuşu’na götüren bir atmosfere sahipti. Faytonlar, konaklar, peçeli kadınlar, çarşaflar… Tüm bu detaylar, adeta bir dönem filmine taşıdı beni. Roman, fırtınalı bir gecede sahilde bulunan bir kadın cesediyle açılıyor. 45 yaşlarında, parmağında ışıl ışıl bir yüzük… Görüntüsü ile yüzük arasında tuhaf bir tezat var. Karakol, savcı, emniyet müdürü ve doktor Haldun cesedi inceliyorlar. Ve biz, o yüzüğün geçmişine doğru bir zaman yolculuğuna çıkıyoruz. Kitabın açılış cümlesi: “Bu yüzük, yıllar önce, aynı şehrin, yerinde şimdi büyük bir banka bulunan küçücük bir kuyumcu dükkanının vitrininde de böyle göz alarak parlıyor, gelip geçenlerin dikkatini çekiyordu.” Çatışmalar ve Acılar Zinciri Olaylar domino taşları gibi birbiri ardına devriliyor. Ve o büyük yıkımın altında kalanlardan biri de minik Haldun oluyor… Ama hikâyenin merkezinde, her şeyin düğüm noktası olan bir karakter var: Kaynana Hacer Hanım. Dilinden dua, elinden tesbih düşmeyen bu kadın, romanın adeta karanlık yüzü. Ruhundan dökülen her kelime, yalanla, fesatla, hasetle yoğrulmuş. Allah’tan sözde korkuyordu yoksa taş üstünde taş bırakmazdı belki de… Ah Nazan… Güzel Nazanımız… Hayat seni hak etmediğin yerlere sürükledikçe, sen kendinden eksildin.
1000Kitap
El KızıOrhan Kemal · Everest Yayınları · 202615,4bin okunma