Kitap Yorumu:
“Okuduğum ilk Orhan Kemal romanı ve etkisi hâlâ üzerimde…”
Kitabı elime almamla bitirmem bir oldu. Ne elimden düşürebildim ne de etkisinden çıkabildim. Uzun süre de çıkabileceğimi sanmıyorum…
Geçmişin Sürükleyici Atmosferi
El Kızı, beni çocukluğumda okuduğum Çalıkuşu’na götüren bir atmosfere sahipti.
Faytonlar, konaklar, peçeli kadınlar, çarşaflar… Tüm bu detaylar, adeta bir dönem filmine taşıdı beni.
Roman, fırtınalı bir gecede sahilde bulunan bir kadın cesediyle açılıyor.
45 yaşlarında, parmağında ışıl ışıl bir yüzük… Görüntüsü ile yüzük arasında tuhaf bir tezat var.
Karakol, savcı, emniyet müdürü ve doktor Haldun cesedi inceliyorlar.
Ve biz, o yüzüğün geçmişine doğru bir zaman yolculuğuna çıkıyoruz.
Kitabın açılış cümlesi:
“Bu yüzük, yıllar önce, aynı şehrin, yerinde şimdi büyük bir banka bulunan küçücük bir kuyumcu dükkanının vitrininde de böyle göz alarak parlıyor, gelip geçenlerin dikkatini çekiyordu.”
Çatışmalar ve Acılar Zinciri
Olaylar domino taşları gibi birbiri ardına devriliyor.
Ve o büyük yıkımın altında kalanlardan biri de minik Haldun oluyor…
Ama hikâyenin merkezinde, her şeyin düğüm noktası olan bir karakter var: Kaynana Hacer Hanım.
Dilinden dua, elinden tesbih düşmeyen bu kadın, romanın adeta karanlık yüzü.
Ruhundan dökülen her kelime, yalanla, fesatla, hasetle yoğrulmuş.
Allah’tan sözde korkuyordu yoksa taş üstünde taş bırakmazdı belki de…
Ah Nazan…
Güzel Nazanımız…
Hayat seni hak etmediğin yerlere sürükledikçe, sen kendinden eksildin.