İstanbul'da göz açıldı,
Perde perde aralandı.
Kalbin rengi boyandı,
Bir maviye, bir siyaha.
Sesler uçuştu püfür püfür
Esti geçti zamanlı,
Zamansız yelkovan, akrep...
İstanbul'da kaldı akıl,
İstanbul bir oldu gönülde,
Diri oldu, hoş oldu.
Hazan bahçesinde dolaşan
bir gonca gül,
yaprak oldu.
Sarardı, soldu.
Yeşillendi, yeşerdi.
İstanbul mavi oldu,
İstanbul akan yaşlarda
Haliç oldu doldu taştı.
Galata'da yükseldi
Galata'da dem vurdu
gündüze ser,
geceye yel...
Çaylar yudumlandı,
Manzara alkışlandı.
Mavi çaldı siyaha.
Renk renk açıldı, kapandı.
Gülhane Parkı
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
"Sonuçta insanlar, içimizi bilemezler, göremezler. Çünkü sadece, tahmin yürütürler. Ve genelde, tahminleri kendilerine benzer. İçlerinde güzellik varsa; bizi güzel görürler. İçleri karanlıksa, bizi de; karanlık görürler."
Çünkü onlar, benliklerinin hiçliğiyle, Allah'a (c.c) kavuşurlar. Kendilerine hep, fakr gözüyle bakarlar. Fakr! Fakirlik, yani ihtiyaç hâli.
"Biz fakiriz, ancak Allah (c.c) izle zenginiz." derler. İyi bilirler ki; insan ancak hiç olduğunda, hep olabilir. Tabiri caizse; kendi benliğimiz ile; ilahi mevcudiyet, ters orantılıdır. Kendi benliğimiz güçlendikçe, Allah (c.c) ile bağımız zayıflar; benlik duygumuz azaldıkça, Allah (c.c) ile yakınlığımız artar."