Bazı vakalarda katilin kim olduğunun hiçbir önemi yoktur, cinayet silahı kimin elinde olursa olsun, kurbanı öldüren, aslında kendi tutkusudur. Tutkularının esiri olanların zihinleri sadece bir hedefe kilitlenmiştir, arzularını hayata geçirmek. O andaki tek amaçları budur, geriye kalanlar teferruattan başka bir şey değildir. Elbette bunun için kimse suçlayamaz onları ama tutkularını gerçekleştirirken başkalarını da işin içine katınca yaşanacaklar bir trajedi halini alabilir. En eğlenceli oyunlar büyük sıkıntılara, en zevkli anlar kanlı gerçeklere dönüşebilir.
Yaşamak daha çok suç, daha çok yağma, sınırsız çapulculuk demekti onlar için. Yaşamı da, ölümü de aşmıştım; çünkü artık ne yaşama arzusu duyuyor, ne de ölümden korkuyordum. Hiçbir şey istemiyor, hiçbir şey ummuyordum. Hiçbir şeyden korkmuyordum. Bu yüzden özgürdüm. Çünkü yaşamımız boyunca bizi köleleştiren isteklerimiz, umutlarımız, korkularımızdır...
"Bana öldürmeyi öğretmedi. Her şeyi yaşarken öğrenmeye bıraktı beni."
"Yaşam sana öldürmeyi öğretti mi?"
"Elbette."
"Şimdiye kadar kimseyi öldürdün mü?"
"Evet."
Bir an yüzüme bakıp güldü: "Senin gibi birinin adam öldüre bileceğine inanamam," dedi.
"Neden?"
"Çünkü çok yumuşaksın."
"Kim demiş yumuşak insanlar adam öldüremez diye?"
"Yapacağım işi kendim seçmek istiyorum."
"Bu dünyada yapacağı işi seçebilen mi varmış!"
"Kimsenin kölesi olmak istemiyorum."
"Birinin kölesi olmayan kimseyi gördün mü? İnsanlar iki çeşittir Firdevs, köleler ve efendiler."
"O halde ben köle değil, efendilerden biri olmak istiyorum."