Esneyerek önümde ki kahveden bir yudum aldım ve başımı masaya yasladım. Bir yandan başım masada uyuklarken bir yandan da arada gözlerimi açıp Aziz Ata'yı izliyordum. Kitaplarını ciddiyetle inceleyişi, önünde ki kağıtlara not alışı... Kariyere adanmış bir hayat.
"Ne istiyorsun bu hayattan?"diye sordum ona, başım masada uyuklamaya devam ettiğim sırada. "Ne için bu çaba?"
Başını çevirdi, masada uyuklayan beni bir süre izledikten sonra ayağa kalktı ve sandalyesinin arkasına astığı kabanını alıp sırtımı örttü. Derin bir nefes alıp gözlerimi kapattım. Son duyduğum şey Aziz Ata'nın çevirdiği sayfanın sesiydi...
"Rica ederim ufaklık."
"Sen..."dedim ne diyeceğimi bilmeyerek. "Aramızda olsa olsa bir iki yaş var, yanılıyor muyum?"
Gülüşü büyüdü. "Yirmi yaşındayım. "dedi. "İki yaş var ama onu aslında boy farkımızdan dolayı söylemiştim."
"Ha!"dedim. "Doğru... Sen baya uzunsun."
Sanki ben baya kısa değilmişim gibi...
"Söylesene hâla telefonunun ekranı Leyla mı? Hiç fark etmedin mi Gurur?"
"Neyi?"
"Benim telefon ekranımda senin resminin olduğunu..."
"Gördüğün gibi bendeki durum hep sendin ama sende ki son durum hep Leyla 'ydı."
"Ben sana Gurur'um derken.... Kim bilir sen kaç kez içinden Leyla'm dedin...."