Peygamberimizin (s.a.v.) çok sevdiği ve iltifatlarda bulunduğu sahabelerden Ebu Zerr El-Gıfari'ye "Çocukların erken yaşta ölüyor," denildiğinde o, şu cevabı vermiştir: "Onları geçici evde benden alıp kalıcı evde benim için ağırlayan Allah'a hamdolsun." (Müstedrek, III, 477)
Yıldızlara ait ışıkların görülebilmesi için yaşadığımız şehrin yapay ışıklarının sönmesi gerektiği gibi, âhiret nurunun kalpleri aydınlatması da insanı dünyaya bağlayan varlıkların kaybedilmeleriyle gerçekleşir.
İnsana ölümün göz bebeklerinin içine baka baka yaşamak düşmüştür. Evet, ağlamaklı bir yaşamdır insanınki... İşte bu yüzden âhirete imandan başka onun ruhunu sekineye erdirecek hiçbir ideoloji ve düşünce yoktur. Bu gerçeğin karşısındaki hiçbir bilgi, yaşamı aydınlatamaz.
Bu yaşlı ve çürümekte olan dünya gemisini, bir seyahat gemisine dönüştüren ve son durağına çok yaklaşmış olmasını bir travmaya değil, tatlı bir heyecana çeviren âhirete iman, insan ruhunun ferahlayabildiği tek noktadır. Kalp, nasıl bedene kan ve yaşam pompalıyorsa işte âhiret düşüncesi de insanın potansiyellerine, arzu, plan ve hayallerine kan pompalar. İnsanı dünyada bir ölü gibi yaşamaktan kurtarır. Şimdiki yaşamın içine mutluluk tohumları eker ve yaşamı alabildiğine kıymetli hâle getirir.
Ahiret gerçeği, sadece insan varlığının devamıyla ilgili bir müjde değil, aynı zamanda yaratıcısına kavuşma, O'nunla buluşma, onun rızasına erişme gibi mutlulukların da ana vatanıdır.