İnsanın yarattıkça yok olduğunu anladın. Yaratıcılığın bedelinin yarattıkların kadar eksilmek olduğunu kabul ettin. Ve amacın bu oldu. Yaratarak yok olmak.
Aptallar sevdikleriyle düşer, kötüler sevdiklerini aşağı çeker. Onda ikisi de vardı. Annesine inanmıştı. Çünkü aksini söyleyen kimseyi tanımamıştı. Aşık olduğu kadın hariç. Sadece o. Sadece o kadın öğrenme güçlüğünü, konuşma zorluğunu, işsizliğini, garip davranışlarını önemsememişti. Sadece o, gözlerine bakıp “Sen benim için değerlisin” demişti. Ama şimdi yoktu.
O güne kadar yaşadığı hayatı anımsamıyordu, çünkü her ne kadar yedi santimetre arayla her şey farklı görünsede, aşık olduğu kadının ölümü her yerden aynı görünüyordu. Sol gözünden, sağ gözünden, sol omzundan, sağ baldırından, sırtından. Her yerden.
Hiçbir şeyden kuşku duymadığımızda, her şeyi bildiğimizden kesinlikle emin olduğumuzda sorun şudur: Başkalarına hiçbir alan bırakmayız. Başkalarının fikirlerini artık dinlemeyiz; tıpkı birilerinin suratına kapıyı çarpmak gibi, zihnimizi tamamen kapatırız.