Salman Ferzelıyev

Yeri gelmişken illüzyon ve halüsinasyon farklıdır. Ha-lüsinasyon olmayan bir şeyi fark etmektir; illüzyon ise var olan bir şeyi farklı şekilde algılamaktır. Bozonu bulan İngiliz fizikçi Higgs, atom altı parçacıklarına baktı; kuarklar, leptonlar ve bozonları inceledi. Bozonu parçacık olarak incelemek istediğinde onun dalga olduğunu; dalga olarak incelemek istediğinde parçacık olduğunu gördü. Biz de böylece “yaratılan her şeyin, kâinattaki her şeyin bir illüzyon içerisinde” olduğunu gördük. Hatta Thomas Jung’ın Çift Yarık deneyiyle dalga kesişiminden birçok olasılığın ortaya çıktığını, bunun da gözlemcinin etkisiyle olduğunu gördük. Baktık ki evrendeki her şey üç boyutluyken, bu bozonlar iki boyutlu! Gölge, gölgeler âlemi, dünya bir gölgeler, oyun âlemidir diye İslami bir bakış açısı da vardır. Şimdi, oradan harekede bir frekanslar âleminde yaşıyoruz. Konuşma, söz, düşünce, yazı... Her şey frekans. Herkes, canlı cansız her şey... Öyle bir frekanslar âlemi ki hepsinin canı ve ruhu var!
Reklam
Yaratılan her şey, kâinatta ne varsa bir illüzyon içerisindeyiz yani biz burada şu anda frekanslar durumundayız, frekanslar âlemindeyiz. Zamanında Eflatun “Gölgeler âlemi, İdeler âlemi” diyerek bunu söylememiş miydi?
Hepsinin sonsuz hafıza kaydı vardır. Biz insan olarak yüz milyar beyinden meydana gelmişiz, her insanda yüz milyar beyin var. Şimdi bir yerde çok afaki bir şey gibi geliyor insana, yüz milyar nörondan meydana gelmiş ama her bir nöron beyindir. Yani beyin nöron gibi, nöron da beyin gibi çalışır ve her bir nöronun kapasitesi namütenahidir. Bakın üç yıl önce yazdığım “Beynin Şifresi” adlı kitabımda beynin iki buçuk milyon gi-gabyte hafızası vardır derken, birkaç ay önce yazdığım “Beyin Tanrısal Bir Parçacıktır” kitabımda namütenahidir, diyoruz. Bilim müthiş bir hızla ilerliyor, her şey 189 değişebiliyor. Her bir nöronun kapasitesi sonsuzdur. O sonsuzluk kapasitesi, o sonsuzluk içerisinde kaderimiz de vardır. O sonsuz ihtimaliyetler içinden seçim yapmamız kaderimizi belirler.
Bunları niçin söylüyorum, bunlar bilime yeni kapılar açıyor. Bilimsel yayınları okudukça, Kur’an-ı Kerim’i okudukça yeni kapılar açılıyor beynimde. Okuyan bir insanım ben, Matta’yı da okudum, Markos, Yuhanna, Luka; İncil’i de biliyorum, Tevrat’ı da biliyorum, Tal-mut’u da biliyorum; hepsini biliyorum. Fakat okudukça yeni bir şey çıkıyor, Allah Allah diyorum, ben bunu bu kadar okudum da yeni mi anlıyorum? Çünkü okumak başka, anlamak başka!
Beyin proje, tefekkür ve duygu organıdır. Kullanacaksınız. Düşüncelerimize dikkat etmek zorundayız. Düşüncelerimiz fikirlerimizi oluşturur, fikirlerimiz sözlerimize sirayet eder, sözlerimiz bizim davranışlarımızı oluşturur, davranışlarımız kişiliğimizi oluşturur, kişiliğimiz de bizim karakterimizi meydana getirir, karakterimiz de kaderimizi oluşturur. Roger Penrose bunu söylüyor. Stuart Hameroff da özellikle kader konusunu işliyor yani kader dediğimiz nedir? Bu nanotüpler içerisindeki olasılıkları kendin seçiyorsun, külli irade içerisinde, çünkü yine Kur’an’da: “Yunebbeu-l-insânu yevme-izin bimâ kad-deme ve ahhar”133 “O gün insana, önceden takdim ettikleri ve erteledikleri şeyler, hepsi bir bir haber verilecektir.” Yani o gün sana, o nanotüpler içerisinde verilen bütün ihtimaliyetleri neden kullandın ya da kullanmadın, diye sorulacak. Bir örnekle, daha anlaşılır hâle getirelim. Mesela önünüzde bir bardak su var. Bu suyu içebilir, dökebilir, birisine ikram edebilir, bırakabilir ve bunun gibi 133 Kıyâme suresi, 13. ayet. 187 milyonlarca ihtimali gerçekleştirebüirsiniz. Bu ihtimal o tüplerin içerisine kaydedilmiş, bunu Roger Penrose söylüyor, ben söylemiyorum. Yani şimdi biz bilim insanıyız, bilim insanının kaynağı var deriz. Bugün burada okuduğunuz her şeyin mutlaka kaynağı vardır. Kaynak nedir? Şu anda Dünya biliminin kaynakları: “Nature, Science, Celi” gibi bilim dergileridir. Orada yayınlandığı takdirde bu, bugün için geçerlidir. Yarın bir başkası başka bir deney yapar, onu çürütebilir. Onun için bugünkü doğrular, daha doğrusu bulunana kadar yani şu anda geçerli.
Reklam