Salman Ferzelıyev

Tercüme bir şeyin aslını ifade etmez, mütercimin ne anladığını ifade eder. Kur’an’ın da tercümesi olmaz, meal diyorlar. Benim ondan ne anladığımdır. Sizi bir dişi hücreden yarattı, erkeği de o dişi hücreden yarattı diyor, sonra onlardan çoğalttı diyor. İlk yaratılan erkek hücresi değil dişi hücredir. Dikkat edin, ilk insan demiyoruz ilk yaratılan hücre “dişi hücre”dir, diyoruz. Sözün özü, Kur’an-ı Kerim’e bu açıdan baktığım zaman da ilk yaratılan hücrenin bir dişi hücre olduğunu çok net görüyorum. İlk dişi hücreden erkeği; Meryem’den İsa’yı... Kendi kendini dölleyerek İsa oldu diyorlar, tekrar ediyorum, böyle bir saçmalık olamaz, bu sadece cehaletin göstergesidir.
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Allah’ın bütün sıfatları insanlarda var. Allah âlimdir, biz de bize göre âlimiz. Allah’ın âlimliğinin yanında bizimkinin esamesi okunmaz tabii ki, ondan bir cüz var bizde. Yani insanda bunlar var. Allah’ın sıfatlarından “Esmaü’l Hüsna” dediğimiz, bütün bunların her zerresi bizde var. Allah bunları yaratırken sende az olsun, ötekinde çok olsun diye ayırmaz, çalışmanıza göre veririm, imanınıza bakmam, der! Bir saatlik ilimle istişare etmenin 80 yıllık ibadetten daha hayırlı olduğunu söylüyoruz. Âlimin kaleminden boşalan mürekkebin şehitlerin kanından daha kutsal olduğunu söyleyebiliriz. Ne diyordu Profesör Seth: “10 üzeri 16 işlem/saniye hızında işlem yapan bir sistem var.” Bunlar kendi aralarında haberleşiyor, diyor. Bu sistemin akıllı olmasından bahsediyor, tesadüf değildir, diyor. Arkasında çok daha güçlü bir akıl olduğundan bahsediyor. “Gavur” diye tabir ettiğimiz diyor bunu.
Topraktan nasıl olmuşuz? Bugünkü evrim teorisine de baksak, Darwin’in evrim teorisini alın, modern bilimde biyolojiye bakın, canlıların nasıl oluştuğuna bakın, hep aynı şeye rastlıyoruz. Biz buna itiraz edemeyiz ki, bilim insanıyız. İnorganik bir varlık var. İnorganik varlık eskiyi reddetmez onun üzerine soğan katmanları şeklinde ilave olur, böylelikle bugünkü hayatı oluşturur. İnorganik evrenden önce bir yerde moleküller oluşuyor. Yani bu çamurdur, topraktır vs. oradan moleküller oluşur, bilim bunu böyle kabul ediyor, ispat etmiş bunu. Peki, molekülden ne ortaya çıkıyor: Hücre! Hücreler canlı. Aminoasitler, proteinler hücre meydana getiriyor, hücreden doku oluyor. Dokudan organ oluyor. Organdan ne oluyor, beden ortaya çıkıyor. Bilim bunu böyle kabul ediyor. Her gün yeni bir şey ortaya çıkıyor. Bugün de yeni bir şey öğrendim: İsveç ve İngiliz bilim insanları hücrelerin bilinmeyen bir parçasını daha tespit etmişler. Şöyle ki, hücreleri birbirine bağlayan bir protein yapısı bu. Aklımıza gelmiyordu, bu hücreler birbirine nasıl tutunuyor da doku oluşuyor? Bu yeni bulundu. Her gün değişiyor.
Kur’an-ı Kerim, bence kuantum kitabıdır yani okudukça her gün başka bir şey karşıma çıkıyor. Ne kadar fazla okumuşsam o kadar fazla yeni kapılar açılıyor, beyin gibi, beyindeki nöronlar da öyle!
Kraldan çok kralcılar da var. Bir hekimin dünya standartlarında, günde bakabileceği hasta sayısı on, en fazla on beştir. Yeri geliyor ben günde beş hasta baktığımda da yoruluyorum, çünkü muhakeme ediyorsunuz sürekli. Neden bizim sembolümüz yılan! Yılan da muhakeme yapar. Performans diye bir şey çıkarttılar son yıllarda. Sen ne kadar hasta bakarsan ben sana o kadar fazla para vereceğim, diyorlar. Günde 100-150 hastaya bakmamız bekleniyor hatta beklenmiyor dayatılıyor ne yazık ki! îyi bir hekim tetkiki, teşhis koymak için 170 BİLİM Vî SAĞLIK istemez. Hasta kapıdan girip, muayene masasına uzanın-caya kadar ben teşhisi koyamazsam bir daha teşhis koyamam. Hastanın yürümesi, tavrı, davranışı, yüzündeki ifadesi, kolunu sallaması, ayağını sürtmesi bile bir fikir verir! Hele ki hastayı tanımak için, ailesindeki hastalık geçmişini öğrenebilmek, şikâyetini anlamak için yaptığımız giriş konuşması, en önemlisidir. Bu konuşma bile 15-20 dakikamızı alırken, günde 100-150 hastaya bakmak mümkün mü? Anamnez124 diye bir şey var, sanırım kimsenin bundan haberi yok!