Beynin hafızası, beynin gücü matematikle kaimdir. Bu kapıları hızlandırmak ve menteşeleri yağlamak için matematik çalışacağız, çok okuyacağız, çok ezber yapacağız, kısacası beynimize sürekli bilgi yükleyeceğiz.
Japonlarda Alzheimer’a pek rastlanmaz, çünkü Ja-ponlarda otuz üç bin karakterli alfabe vardır.
Düşünün, her bir karakter için bir kapı, bir snaps oluşuyor. Orada bir öğrenci ancak ortaokul seviyesinde tam okuma yazmayı öğrenebiliyor. Mesela Çin, Kore ve Uzak Doğu alfabeleri buna yakınlık gösterir, sembollerle ilgilidir ve beyin bu sembollerle çalışır. Ayrıca ezber yaptırılır, devamlı şiir, şarkı ezberlettirirler. Çok ezber yapmak lazım. Niye hafızlarda çok az görülür ya da şairlerde...
Sürekli ezber yaptıkları için!
Şoförlerde de çok az görülür. Şoförlük aslında bir otomatizasyondur. Şoför araba kullanmayı öğrendiği zaman, diyelim ki vites değiştirirken direksiyonu kaçırıyor veya frene basacağı zaman da direksiyon başka tarafa gidiyor ama sonra bu subkortikal bölge otomatizasyon kazandığı zaman, yanındakiyle de konuşuyor, vites de değiştiriyor, direksiyona da hâkim oluyor.
Şu an bilincinde olmasak bile o sürekli çalışıyor, biz uyurken de çalışıyor. Uyumayan (unsleeping) bir beyin. Beyin asla uyumaz! Düşünün ki uykuda rüyaya giriyorsunuz, dünyada en uzun rüya altı saniyedir ama siz rüyanızda büyüyorsunuz, oradan oraya gidiyorsunuz, işte “tayy-i mekân”, zaman içinde zaman yaratma da “kuantum”.
Alzheimer nedir peki? Alzheimer kısaca tembellik hastalığıdır. Nöronlar arasında kapılar var demiştik (yüz yetmiş bin kilometre), bunlar birbirleriyle bağlantılıdır, sürekli çalışırlar. Düşünün, sürekli olarak bilgiyi oradan alıp başka yere aktarıyor. İki üzeri trilyonlarca bağlantı var ve nasıl bir hız ki bu, saniyenin milyarda birinde titreşim var. Bu titreşim fikir üretir, fikir ortaya çıkarır. Bunları çalıştırmazsak zamanla bu kapılarda amniyonit diye bir protein birikir ve kapılar yavaş açılmaya, menteşeleri gıcırdamaya başlar. Herhangi bir yere altı ay girmeyin, bu altı aym sonunda kapılar iyice yavaşlar, gacır gucur etmeye başlar ve örümcekler burayı sarar. Onun için ne yapmak lazım, bu nöronların, snapsların vızır vızır çalışması lazım, o amniyonidin oraya çökmemesi lazım.
Beyin unutmaz, her şeyi kaydeder. Beynin küçük bir zerresini alsanız bile yani küçücük bir parçasını hatta bir nöronu dahi elinize alsanız, o nöronda bütün hafızayı yakalayabilirsiniz.
BEYİN UNUTMAZ, UNUTAN SİZSİNİZ!
Unutmak yok, hatırlamamak var. Bizler hatırlayamıyoruz. Beyin unutmaz, unutan biziz!
Beyin bizden farklıdır; beynin her hücresinde her şey kaydediliyor. Yani bunaklık diye bir şey yok aslında, bu da kendi elimizde.
Her şey kaydoluyor diyoruz, dolayısıyla beyinde “unutma” diye bir şeyin olması mümkün değil!
Geçmiş ve gelecek her şey beyinde kayıtlı!
Beyin her şeyi “Subkorteks” denilen beynin alt bölgesine kaydeder. Biz farkında olalım ya da olmayalım, her şeyi kaydeder. Kuantum bilgisayarlar bunu bugün ölçemiyorlar. Beyin hiçbir şeyi unutmaz. Farkında olmasak bile, biz onu Korteksten Subkortekse çıkartmakta zorluk çekebiliriz.
Çekirdeğin içerisine her şey kaydediliyor. Kur’an’da da var bu: “Çekirdeğin zarına dokunmayın”119 diyor, çünkü bütün insan nefsi orada, her şey orada!