Bugün bir İtalyan Papaz, 1972 yılında İsa’nın fotoğrafını çekti. 1972 yılında İsa’nın fotoğrafını nasıl çekti, dediğinizi duyar gibiyim! 1972 yılında İsa’nın çarmıha gerilişini bitkilerden elde ettiği resmi çekerek fotoğrafını yayınladı. Kuantum ne diyor; her şey, her şeyi kaydetmektedir. Beynimiz biz farkında olmadan da kaydediyor! Hiçbir şey kaybolmuyor hem de hiçbir şey!
Jürgen Schmidhuber şu anda, Laniakea (kâinatta olan her şeyde, her şey kayıtlıdır) kavramından hareketle Sok-rat’ın, Eflatun’un seslerini ve görüntülerini okuma peşinde. Her şeyi bir hard disk olarak kabul edersek mesela bir fincanda, kalemde, gömlekte, kravatta, yüzükte, saçın bir telinde veyahut da masanın üzerindeki bir kâğıtta, her şey kayıtlıdır, diyor. Onu bir hard disk olarak görürseniz, onu okuma imkânına sahip oluyorsunuz. Bugün ETA’da felçli insanlara oyun programı yaptılar. Zihinle oyun oynatıyorlar, zihinle! Zihinle araba kullandı-rıyorlar. Belki yarın biz o zihni okumakla beraber felç, Alzheimer gibi hastalıklara çözüm bulacağız.
Kişinin trafik kazasında görme merkezinin zarar gördüğünü düşünün. Görme sağlam, göz sağlam, optik sinir sağlam ama görme merkezinde problem var. Belki biz bu yöntemle oraya bir arayüz oluşturarak bunu tedavi edebileceğiz. Çünkü görmeyi frekanslar sayesinde oluşturuyoruz. Hepimiz bir frekansız! Hepsi o muhteşem beynin içinde!
ALLAH’IN BELASI PARÇACIK!
İngiliz fizik âlimi Higgs: “Tanrı’nın belası parçacık” dedi. Ben de “Beyin Tanrısal Bir Parçacık” adını verdim son kitabıma. Çünkü beyinde tanrısal bir güç var. Higgs diyor ki, bu parçacık bir anda var, bir anda yok. Bazen dalga oluyor, bazen parçacık oluyor. Bir özellik daha var. Normalde bizim bu âlemde gördüğümüz her şey üç boyusudur. Telefona bakıyoruz, kameraya bakıyoruz, kitaba bakıyoruz üç boyutlu. Fakat bu atom altı parçacıklar, bo-zonlar iki boyutlu. Peki, o zaman bizim aslımız nedir?
Bozon. Her şeyde, her şeyden bir parçacık vardı, Anak-sagoras diyordu bunu, Kur’an da: “...ve nefahtu fîhi min rûhî”98 “Ben insana kendi ruhumdan üfledim” diyordu, bu bağlamda bizim temelimiz ne oluyor? “Bozon.”
Diyelim ki burada üç kişi konuşuyor, beynimiz sadece bu konuşmayı kaydetmiyor, o sırada etrafta ne varsa, gözümüz görsün görmesin, hepsini kaydediyor! Beynimiz, dünyada ne kadar atom varsa, bütün atomların sayısınca oluşan birimleri, içine almaya muktedirdir. Bu bizim elimizde! Sadece baktığımız değil, bakmadığımız şeyleri de kaydediyor.
Evrenin bilinci, aklı olduğunu ilk bulan Seth Lloyd’97dur, ispat ediyor bunu ve Jürgen Schmidhuber de arkasında daha büyük bir akıl vardır diyerek Allah’ın varlığım ispat ediyor!
Hücrelerin kendi hafızaları var. Kâinatın her yerinde, zerrede bile bilgi var. Hatta bunun bilimsel çalışması yapıldı: Bir solucanın hafızasını geliştirip üzüm tanesi bulmayı öğretiyorlar. Solucanın beynini (üç yüz seksen dört tane nöronu var) kesiyorlar ama nöronlara dokunmuyorlar, üç yüz yetmiş dört parçaya ayırıyorlar ve bunlar kendiliğinden gelişiyor ve her birinin hafızası yine yerini buluyor, aynı bilinçle aktarılıyor! F