Ahmet Korkut

Var olmayan hayaller de yarına kaldığına göre, yat uyu Ahmet.
Duygu ve Düşünce
Reklam
Normal mi? Anormal mi?
Yaşantımızda insanları “normal” ya da “anormal” olarak sınıflandırmak ne kadar doğrudur? Bugün bu konu hakkındaki düşüncelerimi paylaşmak istiyorum. İnsanlar fabrikasyon ürünler değildir. Birçok bileşenin bir araya gelmesiyle oluşan, durağan olmayan varlıklardır. Vicdanları, düşünceleri, duyguları, karakterleri ve daha sayamayacağımız pek çok unsur, her insanı kendine özgü kılar. Sosyal hayatı, maddi durumu, içinde yaşadığı çevre, maruz kaldığı koşullar ve daha birçok faktör; insanın düşünce dünyasını, inançlarını ve hayata bakışını şekillendirir. Bu nedenle insanı anlamak, yalnızca dışarıdan görünen davranışlarıyla mümkün değildir. Asıl belirleyici olan; düşünceleri, idrak ediş biçimi ve eylemleridir. Kısacası insan, belirli bir değer aralığına sıkıştırılamaz. Bu yüzden onu “normal” ya da “anormal” gibi kalıplarla tanımlamak doğru değildir. İnsanı tanımak ezberle olmaz; insanla yaşanır. Bir konuma yerleştirilmez, bir etikete sığdırılamaz.
Duygu ve Düşünce
Benim Sadık Yarim Kara Topraktır. #AşıkVeysel
Müzik

Ahmet Korkut

, 2026 okuma hedefini ekledi.
2026 OKUMA HEDEFİ
0/26 kitap - %0 tamamlandı
Henüz kitap okumadı
26 kitap
0 sayfa
0 inceleme
0 alıntı
8 günde 1 kitap okumalı.
Kusur Kimde: Bende mi, Sistemde mi?
Neden mükemmeliyetçi düşünüyorum? Bugün bu soruya takıldım ve kendi kendimle dertleşmek istedim. Aslında küçük ve sıradan şeyler beni mutlu edebilecek şeylerdi; bunu biliyordum. Ama yine de kendimi sürekli bir yarışa soktuğumu fark ettim. Bunun sebebini net bir şekilde ortaya çıkarmak istedim. Aklıma ilk gelen, çocukluk dönemim ve ilkokul yıllarım oldu. Akran zorbalığı yaşamıştım ve suskun, içine kapanık bir çocuktum. İlkokulda “çalışkan–tembel” diye ayırdıkları sınıfta beni tembel grubuna koymuşlardı. Sınıfta üç kişi tek otururdu; ben ve iki arkadaşım. Maddi durumumuz düşüktü ve ders başarımız da diğerlerine göre zayıf görünürdü. Eve gelince de aynı duyguyu sürdürürdüm; kendimi küçültülmüş, değersiz hisserdim. Beni tamamen “tembel” etiketiyle bir kenara itmişlerdi. Böyle olunca ne tembel grubuna alışabildim ne çalışkan grubuna; daha doğrusu, küçük yaşta içine düştüğüm bu düzen bana ait gelmemişti. Kendimi ilk kez o zaman yabancı hissetmeye başlamıştım. Sanırım mükemmeliyetçiliğimin temelinde de bu vardı: İnsanlardan hep geri olduğum söylendi bana. Küçücük yaşta sınıfsal bir zorbalık yaşadığımı düşünüyorum. Bu yüzden liseye gelene kadar kendimi geri kalmış, hiçbir şey beceremeyen biri olarak görüyordum. Sonra maddi durumu birbirine benzer ve başarıya göre ayrıştırılan bir liseye geçtim. O lisede matematiği sevmeye başladım. Diğer dersler de aslında o kadar zor değildi; sadece biraz kulak vermek, biraz da ezber gerekiyordu. Bunu sonradan fark ettim. Liseyi bitirip dershaneye başlayınca bazı konuların bize çok yüzeysel anlatıldığını, bazılarının ise hiç öğretilmediğini gördüm. Ama yine de lisede kendimi ait hissetmiyordum. Derslerim iyi olmasına rağmen, çocukken beynime yerleştirilen o sınıfsal piramit duygusu içimde bir yabancılık bırakmıştı. Lise sonrası bir
Duygu ve Düşünce