Ahmet Korkut

HASTA KİM?
Şu sıralar psikolojik tedavi alıyorum. Neden mi? Çünkü mutlu olamıyorum. Ama bazen düşünüyorum: Gerçekten mutlu olmam mı gerekiyor? Hayat dedikleri şey inişli çıkışlıymış, tamam… Elimizden gelmeyen şeyleri kabullenelim, eyvallah. Ama bana “mutlu olmaya çalış” diyorlar. Sahi, nasıl olacak o iş? Doktorlar bana “majör depresyon” demiş. Bana göre bu sadece bir tanı değil; bir umutsuzluk hâli. Yani elinden hiçbir şey gelmediğini bile bile yaşamaya devam etmek zorunda kalmak. Ve sonra çevremdeki sesler başlıyor: “Hayat güzel, çiçekler var, böcekler var, duyguların var, nefes alıyorsun…” Evet, bunlar güzel. Ama sadece bireysel güzellikler. Bir de başımı kaldırıp çevreme bakıyorum: Adaletsizlik, fırsatçılık, yolsuzluk, şiddet, çıkar, ihanet. Her gün bir cinnet haberi, her gün bir başka acı. Bir baba ailesini yok ediyor, bir doktor çocuğa kıyıyor, sahte diplomalılar meydanlarda geziyor. Tanıdığı olmayan gençler, yıllarını verip vasıfsız işlerde kayboluyor. Ve siz benden bütün bunları görmezden gelmemi, mutlu olmamı istiyorsunuz. Mutluluk hormonum azmış diyorlar. Az olur tabii! Hayatın kendisi depresifken, ben nasıl olmayayım? Antidepresan verip gerçeği unutmam mı gerekiyor? Bencil olup kendi mutluluğuma mı kapanayım? Bu mu yaşamak? Çocukken okulda iyilikten, güzellikten bahsedilirdi. Teneffüse çıkardık, o iyilikler on dakikada unutulurdu. Büyüdükçe fark ettim: Konuşan çok, yaşayan yok.
Duygu ve Düşünce
Reklam
İnsanoğlu ve İnsanoğlunun Sistemi
İnsanlar toplandı, bir düzen kurdular adına “sistem” dediler. Zamanla o sistem büyüdü, güçlendi… Ve sonunda, insanın elinden en değerli şeyi hayatın kendisini aldı.
Duygu ve Düşünce
Gözleri parlayan bir insandım ben
Umudunu, inancını ve hayallerine dair inancını yitirmiş bir genci nasıl yaşatabilirsin ki Artık hiçbir şeyin değişmeyeceğine inanıyor. Her sabah aynı sessizliğe uyanıyor, her gece aynı boşluğa bakıyor. Ona “sabret” diyorsun… Ama sabır, içinde çoktan küle dönmüş bir ateş artık. Bir zamanlar gözlerinde ışık vardı o ışığı “gerçekçi ol” diyerek söndürdüler. Şimdi sen kalkıp nasıl umut isteyebilirsin ondan? Kırılmış bir gencin içinde yeniden filizlenecek bir şey arıyorsan, önce inandığı dünyayı neden yıktığını hatırla. Çünkü insanı yaşatan nefesi değil, inancıdır. Ve o inancı elinden alınmış bir gencin kayboluşu, kaderin değil; sistemin sessizce yazdığı bir ölüm fermanıdır.
Duygu ve Düşünce
Sözlerin tükendiği bir yerdeyim. Artık düşünmek bile beni bir yere götürmüyor. Elimde iki ihtimal var: kabullenmek ya da yaşamı bırakmak… Ama ikisini de yapamıyorum. Ne kabullenebiliyorum, ne de vazgeçebiliyorum. Arada kalmış gibiyim, ne ileri gidebiliyorum ne geri dönebiliyorum. Sadece olduğum yerde duruyorum.
Duygu ve Düşünce
Kalakaldım: Yaşamla Ölüm Arasında
Yaşamakla ölmek arasında kalakaldım. Bir yanım hâlâ hayata tutunacak bir neden arıyor. Öte yanım… çoktan ölümü kabullenmiş gibi susuyor. Ama ben, ikisini de yapamıyorum. Ne yaşayabiliyorum, ne de ölebiliyorum. Sanki görünmez bir ip… İki uç arasında asılı bırakıyor beni. Bedenim burada. Bu dünyada. Ama ruhum… hiçbir yerde. Yaşamın yükü omuzlarımı eziyor. Ölümün sessizliği kulağıma fısıldıyor. Ve ben, ikisinin arasında sıkışmış… Kendi varlığımı bile taşıyamaz hâlde bekliyorum. Belki de en zor olanı bu: Yaşamak değil. Ölmek de değil. Sadece… kalakalmak.
Duygu ve Düşünce
Reklam