Şu sıralar psikolojik tedavi alıyorum.
Neden mi? Çünkü mutlu olamıyorum.
Ama bazen düşünüyorum: Gerçekten mutlu olmam mı gerekiyor?
Hayat dedikleri şey inişli çıkışlıymış, tamam… Elimizden gelmeyen şeyleri kabullenelim, eyvallah. Ama bana “mutlu olmaya çalış” diyorlar.
Sahi, nasıl olacak o iş?
Doktorlar bana “majör depresyon” demiş.
Bana göre bu sadece bir tanı değil; bir umutsuzluk hâli.
Yani elinden hiçbir şey gelmediğini bile bile yaşamaya devam etmek zorunda kalmak.
Ve sonra çevremdeki sesler başlıyor:
“Hayat güzel, çiçekler var, böcekler var, duyguların var, nefes alıyorsun…”
Evet, bunlar güzel.
Ama sadece bireysel güzellikler.
Bir de başımı kaldırıp çevreme bakıyorum:
Adaletsizlik, fırsatçılık, yolsuzluk, şiddet, çıkar, ihanet.
Her gün bir cinnet haberi, her gün bir başka acı.
Bir baba ailesini yok ediyor, bir doktor çocuğa kıyıyor, sahte diplomalılar meydanlarda geziyor.
Tanıdığı olmayan gençler, yıllarını verip vasıfsız işlerde kayboluyor.
Ve siz benden bütün bunları görmezden gelmemi, mutlu olmamı istiyorsunuz.
Mutluluk hormonum azmış diyorlar.
Az olur tabii! Hayatın kendisi depresifken, ben nasıl olmayayım?
Antidepresan verip gerçeği unutmam mı gerekiyor?
Bencil olup kendi mutluluğuma mı kapanayım?
Bu mu yaşamak?
Çocukken okulda iyilikten, güzellikten bahsedilirdi.
Teneffüse çıkardık, o iyilikler on dakikada unutulurdu.
Büyüdükçe fark ettim:
Konuşan çok, yaşayan yok.