Bazen hayat, önümüze yaşamak istemediğimiz yollar çıkarır. Bir seçim gibi sunulur ama aslında hiçbir yol gerçek bir kurtuluş değildir. Sadece daha az can acıtanı seçeriz. İyi gibi görünen seçenekler, her zaman iyiye çıkmaz; bazı çıkışlar yalnızca başka bir çıkmazın kapısıdır.
İnsan, bu sahte iyiliklerin arasında savrulurken anlar ki, asıl zor olan seçim yapmak değil, seçeneklerin hiçbiriyle tamamlanamamak… Ne gitmek bir çare olur, ne kalmak bir huzur. Ve tam da bu ikilemlerde, insan en çok kendine yabancılaşır.
Zaman her şeyi çözer derler. Ama zaman, dışarıdan bakıldığında akan bir nehirse, içeriden yaşayan için çoğu zaman donmuş bir göldür. Anların içinde yaşayan biri için zaman ilerlemez; bekler, susar, sıkışır.
Bir kelimenin dilin ucunda takılıp kalması gibi…
Bir duygunun içini yakıp dışarı çıkamaması gibi…
İnsan o anlarda ne geçmişe dönebilir, ne geleceğe yürüyebilir. Sadece şimdiyle yüzleşir; en ağır, en sessiz haliyle.