Ahmet Korkut

Canım mı? Alıştık artık... Ne felek şaşırtır beni, Ne de bir ağızdan düşen “seni seviyorum” yalanları...
Duygu ve Düşünce
Reklam
Vicdan Manifestosu
“Vicdanım ölmeden, ben ölmek isterim.” Bugün sizden büyük bir şey istemiyorum. Sadece etrafınıza bir kez dikkatlice bakın. Veya cesaretiniz varsa, bir akşam haber bültenini sonuna kadar izleyin. Ardından kendinize şu basit ama sarsıcı soruyu sorun: “Düşüncelerimizle yaşadıklarımız aynı mı?” Göreceksiniz ki; değil. Aklın ve vicdanın kabul etmeyeceği eylemler her yerde. Üstelik ben savaşlardan, büyük suçlardan bahsetmiyorum. Yalnızca sokağımızda, markette, trafikte, ofiste yaşananlardan söz ediyorum. Çoğumuz neyin doğru olduğunu biliyoruz. Bize öğretilen bu. Ailemizden, okullarımızdan, dinlerden ve değerlerden gelen bir ortak iyilik anlayışı var. Ama iş eyleme gelince, birden insanlıktan uzaklaşan bir hâl kaplıyor içimizi. Sanki içimizde bir yerlerde gizlenmiş karanlık, vicdanın sesini bastırıyor. Ve biz bunu kabulleniyoruz. Bazen küçük bir yalanla. Bazen sessiz bir haksızlıkla. Bazen gözümüzü başka yöne çevirerek. Şunu artık açıkça görüyorum: İyilik sıradanlaştı. Kötülük ise güçlü görünüyor. Kazanan, genelde etik olmayanı seçiyor. Ve toplum bu düzeni akıllılık sayıyor. İşini düzgün yapan değil, sistemin açığını bilen ‘zeki’ olarak anılıyor. Yalana “pazarlama stratejisi” deniyor. Zulme “güç gösterisi.” Ve vicdan? Her geçen gün daha da sessizleşiyor.
Duygu ve Düşünce
Zamanın, Anlarında yaşamak
Bazen hayat, önümüze yaşamak istemediğimiz yollar çıkarır. Bir seçim gibi sunulur ama aslında hiçbir yol gerçek bir kurtuluş değildir. Sadece daha az can acıtanı seçeriz. İyi gibi görünen seçenekler, her zaman iyiye çıkmaz; bazı çıkışlar yalnızca başka bir çıkmazın kapısıdır. İnsan, bu sahte iyiliklerin arasında savrulurken anlar ki, asıl zor olan seçim yapmak değil, seçeneklerin hiçbiriyle tamamlanamamak… Ne gitmek bir çare olur, ne kalmak bir huzur. Ve tam da bu ikilemlerde, insan en çok kendine yabancılaşır. Zaman her şeyi çözer derler. Ama zaman, dışarıdan bakıldığında akan bir nehirse, içeriden yaşayan için çoğu zaman donmuş bir göldür. Anların içinde yaşayan biri için zaman ilerlemez; bekler, susar, sıkışır. Bir kelimenin dilin ucunda takılıp kalması gibi… Bir duygunun içini yakıp dışarı çıkamaması gibi… İnsan o anlarda ne geçmişe dönebilir, ne geleceğe yürüyebilir. Sadece şimdiyle yüzleşir; en ağır, en sessiz haliyle.
Duygu ve Düşünce
Mutlu hayatların gölgesinde
Hayata mutlulukla bakamıyorum ben. Gözlerimi gerçeklerden, olup bitenden, doğrulardan alamıyorum. Bir insan olarak, bu dünyada kötüler var oldukça, buranın iyi bir yer olduğuna inanamayacağım. Düşünsenize; ne kadar gelişmiş bir çağda yaşıyoruz ama hâlâ savaşlar sürüyor. Akşam haberlerini izleyebiliyor musunuz gerçekten? Sebepsiz yere öldürülen insanları, suçsuz ve çaresiz kalmışları görünce... Hayata hâlâ mutlu bir bakış açısıyla bakabiliyor musunuz? Ya da o an üzülüp, sonra hiçbir şey olmamış gibi mutlu hayatlarımıza nasıl dönebiliyoruz?
Duygu ve Düşünce
Deli bir ruhun...
Delilikle yoğrulmuş benliğim; sıradanların sınırlarını aşarım. Bir anda, beklenmedik bir istekle yola çıkarım; senin gücün o an yetersiz kalır. Çünkü ben, tek bir arzuyu belirlediğimde, var gücümle o hedefin peşinden giderim. Yanımda kalanlar, sönükleşir; ben ise içimde öyle bir fırtına koparıp, çatışmaların sonunu getiren efsanevi bir mücadeleye dönüşürüm ki, kimin kazanacağından söz edilemez. Sevdiğimde, tüm evreni aydınlatan bir güneş gibi parlarım; kalbimin ateşi, gökleri delen bir ışığa dönüşür. Fakat sevgiyi bulamadığımda, içimde biriken karanlık öyle derinleşir ki, yeri, göğü ve tüm varoluşu gölgelerle sarar. Ben, yalnızca mantık sınırlarının ötesinde yaşamı kucaklarım her nefeste hayatın kendisini yeniden yazarım
Duygu ve Düşünce