Partizanların, sömürgenlerin ve de din tüccarlarının dışında kimseye yaşama hakkı tanınmayan bir düzen oldu çıktı düzenimiz.
Kaç gün kaldı dersiniz bu gidişatın?
Bizce yakındır ölümü…
Allah deldiği boğazı aç komazmış. Allah, Allah, Allah. Varsa Allah, yoksa Allah. Hep Allah, hep Allah. Onun içindir ki, kendileri bolluk içinde keyif süren işbirlikçi burjuvazi ilişkinleri, bizim Bitli çoğunluğa hep cennetin yolunu göstermektedir…
… çocuklarını Avrupa’dan aşağı yerde okutmayan efendiler, imam hatip okullarının sayısını kabartarak ölü kafalı ölü yıkayıcı olarak yetiştirmektedirler halk çocuklarını. 
Umulur ki, gelecekte bir ulusu yönetmek için en küçük sandalyeden en büyük koltuğa kadar bütün makamları dolduranlara, bu ülkede kendilerinin yerini tutacak bir çok insanın bulunduğu anlayışı yerleşmiş olsun. Yine bilsinler ki, küçük çıkarlar için bu sandalyeye yapışmak ayıptır. Ulusun solduyusu, ulusa karşın o sandalyelere yapışanları her zaman yere sermiştir.
Ve de 1957’den tam 30 yıl sonra 1987’de, Ankara sanat kurumunda yapılan bir açık oturumda, yazarlar birliği başkanı M. Doğan, “ Türkiye’ nin yetiştirdiği en büyük aydın Saidi Nursi’dir” diyordu… buraya gelinmişti artık…