Günümüzde psikolojide ve edebiyatta kullanılan "Kassandra Kompleksi", gelecekteki tehlikeleri veya gerçekleri önceden görüp insanları uyarmaya çalışan ancak sesini kimseye duyuramayan, ciddiye alınmayan kişilerin durumunu ifade eder.
Romandan Somut Bir Örnek
Settarhan’ın Tiflis ve Tebriz günlerinde, özellikle Rus sömürgeci politikalarının ve yaklaşan savaşın bölgeyi nasıl darmadağın edeceğini anlattığı sahneler bunun en belirgin örneğidir. O, kadim doğu kültürünün ve düzeninin çökeceğini söylerken, çevredekiler günlük siyasi tartışmalarla veya ticari kaygılarla meşguldür.
En nihayetinde Settarhan’ın korktuğu her şey başına gelir: Tebriz işgal edilir, düzen yıkılır, kendisi de her şeyini geride bırakarak Trabzon’a kaçmak, yani muhaceret (göç) acısını tatmak zorunda kalır. Tıpkı Truva’nın yıkılışını izleyen Kassandra gibi, Settarhan da uyardığı dünyanın çöküşünü acıyla izler.
Bu insanlara göre ruh bedenden ayrılınca geri kalan ceset artık kirli bir şeydi ve bir an evvel götürülmesi gerekti. "Nereye götürülecek?"
"Dahma'ya."....
s.174
Zerdüşt inancında toprak, su ve ateş kutsal kabul edildiği için ölü bedenin bu elementleri kirletmesine izin verilmez. Bu sebeple cenazeler, yerleşim yerlerinden uzak yüksek tepelerdeki Sessizlik Kuleleri’ne (Dahma) taşınır.
Doğaya Dönüş: Beden, kulenin tepesindeki taş platformda gökyüzünün "temizleyicileri" olan akbabalara bırakılır.
Tam Arınma: Kuşların temizlediği kemikler güneşte kuruyup ufalanır ve kulenin ortasındaki derin kuyuya dökülür.
İnanç: Bu sayede doğa kirletilmez; beden toprağa karışırken ruhun Ahura Mazda’ya kavuştuğuna inanılır.
Ölüm bir son değil; doğanın sonsuz döngüsüne hizmet eden bir arınma sürecidir.