Padişah, iktidarlarını aniden kaybeden insanlarda görülen kindar bir küskünlükle, kimsenin yüzüne bakmadan, ağır ağır arabadan inip yavaşça büyük kapıya yürüdü.
Daima birisini sevmeye ve birisinden nefret etmeye muhtaç olan kalabalıkların bu iki duygusuna da cevap verip onların her zaman aç olan his dünyalarını varlığıyla doyuran bu çökük omuzlu adamın adımlarını sürüyüşünden, kendine ait olmayan bir kudret yayılıyor, mirasçısı olduğu altı yüz yıllık bir tarih ve halifesi olduğu bin üç yüz yıllık bir din, onun varlığını, yer yer lekelenmiş de olsa hala ilahi bir ışıkla aydınlatıyor, sadece görünmesi bile insanları engel olamadıkları bir biçimde derinden etkiliyordu.
- Kullarınız sizi görmekten mesut oldular Padişahım, bakın nasıl alkışlıyorlar.
Padişah yavaşça başını kaldırıp doktoruna, biraz küçümseyerek biraz da dargınca baktı.
- Sen bu alkışlara hâlâ inanıyor musun doktor? Onlar bizi ölüme göndermek isteyenleri de alkışlıyorlar..