Kızmıştım arkadaşıma,
Söyledim öfkemi, dindi öfkem,
Kızmıştım düşmanıma,
Söylemedim öfkemi, büyüdü öfkem.
Ve korkularla suladım onu,
Gece gündüz gözyaşlarımla
Ve tebessümlerle güneşlendirdim,
Hilekâr tatlı cilvelerle.
Ve gece gündüz demeden büyüdü,
Sonunda bir elma verdi parlak
Ve düşmanım ışıdığını gördü,
Biliyordu ki, o benimdi.
Kutbun üstünü peçeyle örttüğünde gece,
Gizlice girdi bahçeme,
Sabah mutlulukla gördüm ki,
Düşmanım serilmiş ağacın dibine.
‘Aşk memnun etmeye çalışmaz Kendini,
Ne de umursar kendi iyiliğini,
Ki başkasına verir tesellisini,
Ve kederinde Cehennemin, bir Cennet kurar.’
Böyle dedi, sığırların çiğnediği
Bir topak Kesek,
Ne de umursar kendi iyiliğini,
Ki başkasına verir tesellisini,
Ve kederinde Cehennemin, bir Cennet kurar.’
Böyle dedi, sığırların çiğnediği
Bir topak Kesek,
Ama şakıdı ırmaktaki Çakıl Taşı,
Şu uyaklı dizeleri:
‘Aşk yalnızca Özü arar memnun etmek,
Kendi sevinciyle kuşatmak için bir diğerini,
Başkalarının sevincinde yitirir teselliyi,
Ve nefretinde Cennetin, bir Cehennem kurar.’
Yabancı çocuk şimdi sadece havada yüzen bir çift gözden ibaretti. "Işın yüzünden. Ve tabii Kule yüzünden. Sonunda her şey, hatta Işınlar bile Kara kuleye hizmet eder. Sen farklı olacağını mı sandın?"