Foucault'ya göre modern devlet, mutlak iktidarını topluma dikte eden bir iktidar merkezi olmaktan öte, gücünü "titizlikle bedenlerin yönetimi ve yaşamın hesaba dönük işletilmesi" üzerinden kurar.
Türkiye özelinde de, saygıdeğer kabul edilebilmesi için kadından tüm cinselliğini evinde bırakıp kapıyı üstüne örterek kamusal alana çıkması bekleniyor. Mesela sokakta kısa etek giymek, erkek arkadaşıyla yolda öpüşmek ya da yüksek sesle kahkahalar atıp istediği şekilde rahat davranmak, toplumun "düzgün" bir kadına yakıştırmadığı ve kadınları kolaylıkla orospuluk yaftasıyla tanımlayabildiği davranış biçimleri. Dolayısıyla kadından beklenen, bedenini ve cinselliğini toplumsal beklentilere uygun olarak her daim kontrol altında tutarak düzenlemesidir.
Batıda "kamusal" dediğimiz şey halkın azami derecede katılımından oluşan ve siyasi konular hakkında özgür bir tartışma ortamını öngören bir anlama sahipken, Türkiye için "kamusal", ne kadar "modern" olduğumuzu göstermek için kurulan bir alan. Yani kişilerin kamusalda sergiledikleri gündelik pratikler devlet destekli modern davranış biçimlerine göre sıkıca düzenlenip denetleniyor. Bu yüzden Türkiye'de kamusal alanı "endişe alani" olarak görmek mümkün. Çünkü kamusalın oldukça "modern" temsil edilmesi bağrında bir sürü mücadeleyi taşıyor. Mücadelelerin en önemlisi "modernlik" sergileyisine tehdit oluşturan belirli özelliklerin ve bedenlerin kamusalın dışına itilmesi olarak düşünülebilir.
Türkiye'de namusa ilişkin genel algıyı oluşturan toplumsal kurallar ve normlar kadın bedenini kadının kendine ait bir bedenden öte, erkeğin, ailenin ya da toplumun mülkiyetiymis gibi kodluyor. Sonuç olarak kadının cinselliginin kamusal görünürlüğü toplumun genel düzenine dair bir tehdit oluşturuyor. Bu durum kadınları namus, edep ve bekaret üzerinden kategorilere ayırabiliyor. Kadınlar bedenlerini egemen olan namus kodları çerçevesinde düzenledikleri ve kontrol ettikleri sürece, kadınların cinsellikleri aileyi kurucu bir unsur olarak kabulleniliyor, tüm toplumca övgüye layık görülebiliyor.