Roman, çocukluğundan itibaren insanlardan korkan ve onlarla gerçek bir bağ kuramayan Yozo’nun hayatını anlatır. Yozo küçük yaşlardan itibaren çevresine gerçek duygularını göstermemek için bir “soytarı maskesi” takar. İnsanları güldürür, eğlendirir, fakat aslında iç dünyasında büyük bir yabancılık hissi vardır.
Gençlik yıllarında Horiki adlı serseri bir arkadaş edinir ve onunla birlikte amaçsız bir hayat sürmeye başlar. İçki, gece hayatı ve savruk bir yaşam Yozo’nun gerçeklikten kaçma biçimine dönüşür. Hayatında birkaç kez düzen kurma fırsatı yakalasa da her seferinde kendini sabote eder.
Bu süreçte farklı kadınlarla ilişkiler yaşar. Tsuneko ile yaptığı başarısız intihar girişimi, Shizuko ile kurduğu kısa süreli aile hayatı ve daha sonra evlendiği Yoshiko ile yaşadıkları, Yozo’nun insanlarla sağlıklı bir bağ kuramadığını açıkça gösterir. Özellikle Yoshiko’nun yaşadığı trajik olay karşısında Yozo’nun pasif kalması, karakterin en rahatsız edici yönlerinden biridir.
Roman ilerledikçe Yozo’nun hayatı giderek daha da dağılır. Alkol bağımlılığı, morfin kullanımı ve sonunda akıl hastanesine yatırılmasıyla birlikte karakter tamamen toplumdan kopar. Hikâyenin sonunda Yozo yaşadığı çöküşün sorumluluğunu babasına yükler.
Kitabı okurken en dikkat çekici nokta Yozo’nun neredeyse hiçbir noktada kendini değiştirmeye çalışmamasıdır. Sürekli kaçan, sorumluluk almayan ve hayatını savrulmaya bırakan bir karakterdir. Bu durum özellikle çevresindeki insanlara, özellikle de Yoshiko gibi masum karakterlere karşı okuyucuda öfke ve üzüntü yaratabilir.
Edebi açıdan etkileyici bir iç dünya anlatısı sunmasına rağmen roman oldukça karanlık ve depresif bir atmosfer taşır. Bu yüzden bazı okurlar için güçlü bir klasik olsa da bazıları için fazlasıyla karamsar ve yorucu bir okuma deneyimi olabilir.