É

Puan vermedi·128 syf.·
2026 1. kitabı
Roman, çocukluğundan itibaren insanlardan korkan ve onlarla gerçek bir bağ kuramayan Yozo’nun hayatını anlatır. Yozo küçük yaşlardan itibaren çevresine gerçek duygularını göstermemek için bir “soytarı maskesi” takar. İnsanları güldürür, eğlendirir, fakat aslında iç dünyasında büyük bir yabancılık hissi vardır. Gençlik yıllarında Horiki adlı serseri bir arkadaş edinir ve onunla birlikte amaçsız bir hayat sürmeye başlar. İçki, gece hayatı ve savruk bir yaşam Yozo’nun gerçeklikten kaçma biçimine dönüşür. Hayatında birkaç kez düzen kurma fırsatı yakalasa da her seferinde kendini sabote eder. Bu süreçte farklı kadınlarla ilişkiler yaşar. Tsuneko ile yaptığı başarısız intihar girişimi, Shizuko ile kurduğu kısa süreli aile hayatı ve daha sonra evlendiği Yoshiko ile yaşadıkları, Yozo’nun insanlarla sağlıklı bir bağ kuramadığını açıkça gösterir. Özellikle Yoshiko’nun yaşadığı trajik olay karşısında Yozo’nun pasif kalması, karakterin en rahatsız edici yönlerinden biridir. Roman ilerledikçe Yozo’nun hayatı giderek daha da dağılır. Alkol bağımlılığı, morfin kullanımı ve sonunda akıl hastanesine yatırılmasıyla birlikte karakter tamamen toplumdan kopar. Hikâyenin sonunda Yozo yaşadığı çöküşün sorumluluğunu babasına yükler. Kitabı okurken en dikkat çekici nokta Yozo’nun neredeyse hiçbir noktada kendini değiştirmeye çalışmamasıdır. Sürekli kaçan, sorumluluk almayan ve hayatını savrulmaya bırakan bir karakterdir. Bu durum özellikle çevresindeki insanlara, özellikle de Yoshiko gibi masum karakterlere karşı okuyucuda öfke ve üzüntü yaratabilir. Edebi açıdan etkileyici bir iç dünya anlatısı sunmasına rağmen roman oldukça karanlık ve depresif bir atmosfer taşır. Bu yüzden bazı okurlar için güçlü bir klasik olsa da bazıları için fazlasıyla karamsar ve yorucu bir okuma deneyimi olabilir.
1000k
İnsanlığımı YitirirkenOsamu Dazai · İthaki Yayınları · 202560,1bin okunma
Reklam
FIRST: Bütün evde bir ben varım.
4/10
·104 syf.·
2025 26. kitabı
Vişne Bahçesi; ülkede değişen toplumsal, politik ve ekonomik düzenin gerçekliğiyle yüzleşemeyen aristokrat bir ailenin dokunaklı portresini çizer. Büyük bir vişne bahçesinin bulunduğu aile çiftliğinin borçlar nedeniyle satılması söz konusudur. Bu bahçe, ailenin hem çocukluk anılarını hem de geçmişteki ihtişamını simgeler. Ancak artık hem bahçe hem de o eski günler geride kalmıştır. Değişen dünya dinamiklerine ayak uyduramayan bu aile, yavaş yavaş dağılmaktadır. Akılcı kararlar alabilecek bir aile büyüğünün olmaması, nesiller boyunca aktarılan vişne bahçesinin elden gitmesiyle sonuçlanır. Ailenin reisi sayılabilecek L. Andreyevna ve kardeşi L. Gayev, kendi hayatlarına o kadar dalmışlardır ki etraflarında olup biteni net biçimde göremezler. Evde iki kızları, üç hizmetlileri ve bir muhasebeci bulunmasına rağmen kimsenin sözü geçmemektedir. Ortada belirgin bir otorite yoktur; herkes yalnızca kendi sorunlarıyla meşguldür. Geçmişte yaşadıkları acılara takılı kalan aile bireyleri, geleceği göremez hale gelir. Evden ayrılırken her biri kendi düşüncelerine dalmıştır; kimse kimseyi dinlemez, kimse birliği sağlayamaz. Genel olarak eser, geçmişten kopmanın acısını ve değişime direnmenin kaçınılmaz sonunu anlatır.
1000k
Vişne BahçesiAnton Çehov · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202521,1bin okunma
7/10
·210 syf.·
2025 25. kitabı
"Bir annenin yavrusuna seslenişi gibi topraklar geceyi çağırıyordu." Bu kitap, yazım tarzı açısından Sefiller’in sade bir versiyonu gibiydi. Ancak kendini çok fazla tekrar etmesi yer yer gerçekten sinir bozucuydu. Özellikle “Bundan sonra daha kötüsünün olacağını nereden bilebilirdim ki?” benzeri cümleler o kadar sık geçiyordu ki bir süre sonra tahmin edilebilir hale geliyordu. Kitapta “gözyaşları”, “ağlamak”, “hıçkırmak” gibi kelimeler oldukça fazla kullanılmıştı. Hemen her olayda karakterler ağlıyordu. Hikaye ne kadar hüzünlü olursa olsun, yazarın üzüntüyü ve acıyı daha farklı kelimelerle anlatmasını umuyordum. Çoğu zaman bir paragrafın sonunda “çok ağladım”, “gözümden bir damla yaş düştü” gibi ifadelerle karşılaşıyordum. Betimlemeler fazla değildi; daha çok biriyle sohbet ediyormuşsun, karşında birinin anısını dinliyormuşsun gibi bir anlatım tarzı hakimdi. Okuması oldukça kolaydı. Kelimeler sade, cümleler kısa ve anlaşılırdı. Belki daha derin bir anlatım tercih edilseydi hikaye daha etkileyici olabilirdi, ama bu sadelik de kitabı akıcı kılmış. O yüzden bu yönüyle şikayetim yok. Kitap, Fugui adında yaşlı bir adamın hayatını baştan sona anlatıyor. Gençliğinde hovardalık yapan Fugui, babasının ölümünden sonra hayatın ona neler getireceğinden habersizdir. Gençken yaptığı hataların bedelini, Tanrı’nın ona verdiği uzun bir ömür boyunca acı bir şekilde öder. Kitabın başlarında bu yaşlı adama kızıyorsunuz; ancak yaşadıklarını gördükçe onun sadece bir insan olduğunu, hatalarının bedelini fazlasıyla ödediğini fark ediyorsunuz. Fugui, kumarda babasından kalan altmış beş dönümlük arazisini kaybeder ve kısa süre sonra babasını yitirir. Ardından ailesine bakmak için tarlalarda çalışmaya başlar. Bir gün annesi hastalanır ve şehre doktor çağırmaya gittiğinde askerler tarafından
1000k
YaşamakYu Hua · Jaguar Kitap · 202670,1bin okunma
Ben Athena'sız kimim ki?
8/10
·303 syf.·
2025 24. kitabı
Bu kitapta beni en çok rahatsız eden şey, günümüzle bu kadar benzer olmasıydı. Genelde üzerinden en az yirmi yıl geçmiş klasik romanları okurum; onların cümlelerinde zamandan bağımsız bir derinlik ve tarafsızlık bulurum. Ancak Sarı Yüz o kadar “bugün” kokuyor ki, bu durum beni yer yer sinirlendirdi. İnsanların sahteliği, iki yüzlülüğü, çıkar ilişkileri sayfaların her yerine bulaşmış durumda. Beyaz bir kadın olan Juniper’in, Asya kökenli Amerikalı arkadaşı Athena ile kurduğu ilişki romanın merkezinde yer alıyor. Juniper, aslında potansiyeli yüksek ama başkalarının düşüncelerine fazlasıyla önem veren bir kadın. Babasını kaybettikten sonra yazdığı roman ilgi görmüyor; buna karşın, üniversiteden arkadaşı Athena büyük bir başarıya ulaşıyor. Başta Juniper’in yalnızca Athena’yı kıskandığını sanıyoruz ama zamanla bu kıskançlığın hasede dönüştüğünü anlıyoruz. Juniper, Athena’nın başarısının yok olmasını istiyor — belki farkında olmadan, belki de tamamen bilerek. Romanın güçlü tarafı şu: Juniper kötü biri değil. Ama iyi biri de değil. Sadece “insan.” Athena olmasa belki hiçbir zaman var olamayacak, ama Athena sayesinde “kaliteli yaşamın”, yayın dünyasının ve sahne arkasındaki kirli oyunların farkına varıyor. Athenanın boğulduğu sahnede ise okur olarak bile ne düşüneceğimizi şaşırıyoruz: Juniper gerçekten şoka mı girdi, yoksa yıllardır dilediği şeyin gerçekleştiğini mi izledi? Yazar, bu sorunun cevabını bize bırakıyor. Çünkü mesele suçlu bulmak değil; mesele insanın kendi içindeki etik sınırla yüzleşmesi. Juniper’in suçluluk duygusu, kitap boyunca kendini cezalandırma arzusuna dönüşüyor. Athena’nın hayatını yaşarken, aslında onun hayaletiyle yaşamaya mahkûm kalıyor. Roman boyunca iki farklı bakış açısı var ve her ikisine de hak verebiliyorsunuz. Çünkü Athena da masum değil.
1000k
Sarı YüzR. F. Kuang · İthaki Yayınları · 202513,2bin okunma
8/10
·94 syf.·
2025 23. kitabı
Kendini beğenmiş, yaşlı ve yetenekli iki sanatçının, yeni gelen hevesli sanatçılarla alay edip onların heveslerini sessizce kursaklarında bırakmaları… Bunu profesyonelce ve ustalıkla yapmaları beni oldukça etkiledi. Arkadina’nın nasıl bir anne, hatta nasıl bencil bir anne olduğunu düşündükçe zihnimde birçok soru belirdi. Böylesine küçük bir hikâyenin üzerimde bu kadar güçlü bir etki bırakmasını beklemiyordum.
1000k
MartıAnton Çehov · İş Bankası Kültür Yayınları · 201626,6bin okunma
Reklam