Aşkın bin bir türlü hali vardır; karşılıklı,platonik,adanmışlık,saplantılı…
Çocuk yaşta (13) başlayan merakın ilginin sonradan aşka ve bence saplantıya kendini adanmışlığa dönüşmesini konu alan adı bilinmeyen bir kadının hikayesi…
Kitap kadının karşılıksız sevgi duyduğu adama, onun doğum gününde “sana, beni hiç tanımamış olan sana,” diye başlayan bir mektubu ona göndermesiyle başlıyor.
Adamın mektubu okumaya başlamasıyla sadece ‘adı’ bilinmeyen kadının hikayesini öğrenmiş oluyoruz.
Karşılıksız bir aşkın olay örgüsüne tanıklık ediyormuşcasına bir solukta okudum.
Okurken hem üzüldüm (çoçuk yaşta başlayan merakına,ilgisine,umuduna) hem kızdım (onu tanımayan birine bu kadar sadık kalmasına ona kendisini bu denli adamasına).
Hikayenin sonunda en azından artık hatırlar diye beklemem ama kadının onun için geçmişte resmi bile gözünde canlanmayan bir gölge anıdan ibaret olması…hayalkırıklığı…
Bilinmeyen Bir Kadının MektubuStefan Zweig
Insan bekliyor, bekliyor, bekliyordu; düşünüyor, düşünüyor, düşünüyordu ta ki şakakları zonklayana kadar hiçbir şey olmuyordu. Insan yalnız kalyordu.
Yalnız... Yalnız...