Gulyabani'den hemen sonra okudum. Bu kitabın arkasında yazdığına göre, "Garaib Faturası Külliyatı" adını verdiği serinin ikinci romanıymış, ilki Gulyabani olduğu için ondan başlamak istedim. Halbuki bu kitap bir sene önce yazılmış.
"Cadı", muazzam bir roman. Keşke Hüseyin Rahmi ile oturup bilgisinden, hayal gücünden yararlanabilsem dedim kendi kendime. Gulyabani kadar korkunç bir teması olmasa da sürekli bir gizem içerisindeyiz. Ne olacağına dair asla fikrimiz olmuyor ve varsa, tahminlerimiz hiç tutmuyor. "Kesik Baş"ı (2025'te okuduğum en iyi iki kitaptan biriydi benim için) okurken de çokça böyle olmuştu. "Efsuncu Baba"da da benzer bir hissi vermişti ki onu da çok sevmiştim.
Dönemin yaşam tarzından bilgiler sunarak hareket ediyor yine yazar. Ancak onun en sevdiğim yanı yerel ve dönemsel anlatısına eklediği komedi ve hiciv. Ürkütücü anlarda bile kıkırdatmayı beceriyor her seferinde. Fakat bu romanda hicvi doruğa çıkarmış gördüm. Esasında bütünüyle yer almasa da kadınların arka plana itilmesinden, milli kültürel yapının korunmasındaki eksikliklerden ya da yerel halkın bilimden ziyade (sırf anlamlandıramadığından) olağanüstü görünen durumları ruhçuluk gibi kavramlarla kutsal ve korkutucu bir hisle benimsemesinden bahsederek ona has yapısını ortaya çıkarıyor. Zannediyorum ki bu bağlamda çokça noktaya değinmiş durumda diğer iki eserinin aksine.
Felsefi içerikli konuşmalara bayıldım. Çok beklenmedik bir anda, upuzun ve kesintisiz ancak gayet ciddi ve seviyeli, iki tarafın gözünden de tarafsız biçimde sunulan yorumları okumak harika hissettirdi. Ana konuya bağlanabilen çoğu sorgulamaların yanı sıra ilk başta "bu konuya nereden geldik," dedirtebilecek yergiler bulunsa da en nihayetinde bütüne bağlanınca eksiksiz buldum. Böylece "aslında 30-50 sayfa kadar kısa olabilirmiş,"