Bilim kurgu üstadı Wells'in çoğu kitabını okudum, kendisinin sıkı hayranıyım. Bildiğimiz anlamda bilim kurguyu şekillendirenlerin başında geliyor. Edebiyatın bu türünde verdiği eserleri dışında, sosyalist oluşuyla da tanınıyordu. İlgili görüşlerini dile getirmekten ve aynı zamanda bunları kimi romanlarında üstü kapalı kimilerinde ise direkt olarak vermeyi tercih ediyordu. Özellikle bilim kurgudan kopmasa da politik görüşlerini yedirdiği kurguları, yaşamının son evrelerinde sıkça vuku buluyor.
Bu kitabında da ilginç bir fikirle girişmiş buna. Dini anlatıdaki Nuh'un ikincisi olarak addedilen (ve yine Nuh adını taşıyan) kişi ile Tanrı'nın dünyadaki suretinin sohbetini okuyoruz. Amaç ise yeni bir gemi yapmak.
Önce okurda doğal olarak merak uyandıran bazı konulara değinilip soru işaretleri azaltılıyor. Sonra iş yavaş yavaş kurgu kısmından kopup, özellikle de Nuh'un monologları çerçevesinde tek taraflı biçimde politik ve siyasi bir anlatıya dönüşüyor. Çünkü esas soru şu: Bu gemide bulunması gerekenler kimler? Bu noktada Wells'in kişisel siyasi görüşleri bir kez daha peyda oluyor işte.
Bir noktada dördüncü duvarı yıkıyor, o kısım beklenmedikti ve hoşuma gitti. Yanı sıra, çokça referans vererek (birçoğunu anlayabildiğimi söyleyemem) anlatımı çeşitlendirdiği de oluyor. Özellikle bu gibi noktalarda editör veya çevirmen notlarının daha sık olmasını beklerdim. Anlamadan, konudan kopuk şekilde okumaya devam etmek pek tatmin etmiyor o gibi anlarda.
Kendisinin dünya siyaseti ve insanlık açısından ütopik sayılabilecek bir dünya anlayışı var. Bunu bu kitapla sınırlandırarak söylemiyorum. Bir tür ortak anlayış çevresinde oluşturulacak bir dünya federasyonunu makul buluyor. Zaten Nuh'un gemisi de, bir metafor olarak, bu düşüncesi için biçilmiş kaftan durumunda. Kitapta bir noktada,