İlk bilim kurgulardan sayıldığını söyleniyor. Teknik olarak en eskisi yüzyıllar öncesine dayansa da ben daha çok vermek istenilen hayali karakterlerin inşasına odaklandım. Hayali karakterler derken kurmacanın ötesinde, bildiğimiz türden temel uzaylı yapısında veya insana özgü fiziksel görüntüye sahip olanlardan bahsetmiyoruz. Şekiller üstünden yapmış bu anlatımı ve kısa hikayeler aracılığıyla nelere benzediğini, ne davranışlarını olduğunu anlatmış. Bunu da sanki arşivlere geçirilen kayıtlarmışçasına aktarmış. Muhtemelen kurgusal bakımdan bir gerçekçilik katılması sağlanmak istenmiş.
Bu konu sanıldığından zorlu bana kalırsa. İnsan dışı bir varlık yaratmak, onu olabildiğince hayal gücüne dayandırarak süslemek ve bilindik kalıpların dışında bir kurgu varlık sunmak epey uğraştırıcı ve muhtemelen başarısız olmaya da yatkın bir konu. Hayal edilebilir olması gerektiği kadar akla hemen gelmemeli. Okudukça anlaşılmalı ve karakterler aracılığıyla öğrenilmeli. Kitap bunu harikulade şekilde vermese de bu konuda öncü bir adım atmış ve kısa öykülerde verebileceği kadarını verebilmiş yeterlilikte görünüyor. Yoksa, "Tanrı'nın Gözündeki Zerre" kadar uzun bir eser olsaydı Motiler'in anlatımı gibi güzel bir yapı kurulabilirdi. Kaldı ki onlar bile hayal edilmeye müsaitti. Bana kalırsa bu eser daha ziyade, Asimov'un "İşte Tanrılar"ı gibi. Ancak Asimov düşünülmeyeni düşünen bir doygunlukta verebilmişti.
Kısacası dönemine göre kesinlikle çok ilgi çekici olduğunu düşündüğüm fakat önsözde de bahsedildiği üzere kıyıda köşede kalmış bir yazar ve anlatısı olarak tarihteki yerini almış. Ayrıca sonu beklenmedik ve şaşırtıcı bitseydi tadından yenmezdi. Bunun bayat tadı ve eksikliği hissediliyor. Böylesi bir yaratıcı düşünceyi sade şekilde bitirmek üzücü bir kapanıştı benim gözümde.