2 Şubat 1923, İzmir Halk Konuşması olarak geçiyor. Konuşma altı saat sürüyor. Yer alan nota göre, önceden sadeleştirilerek sunulmuş metnin tekrar gözden geçirilmiş haliymiş.
Bu konuşmasında halktan sorular alıyor. Kim olduğuna bakmaksızın herkesi soru sormaya teşvik ediyor ve dertlerini dinliyor. Bunları ise derleyip toparlayıp, konuşmasının belli noktalarına yedirerek cevaplandırmayı tercih ediyor.
Çünkü bu konuşmasında sadece sorulan sorulara değinmeyi değil, yapılan, konuşulan, düşünülen her bir olayın detayıyla birlikte aktarımına da yer veriyor; nelerin yapılacağıyla ilgili yani başlıkta geçtiği üzere gelecek planlamalarıyla ilgili fikirlerini de dile getiriyor. Her birini itinayla, kişisel mantıksal çıkarımlarıyla ve ilkesiyle açıklıyor, düsturuna göre yapılması gereken her işi tek tek belirtiyor. Cümlelerini asla sakınmıyor. Kim için ne düşünüyorsa onu belirtiyor. Yani Türk milleti için nezaketini elden bırakmadığı gibi, ona ve cumhuriyet kavramına düşman herkese haddini bildiren sözlerini savurmaktan kaçınmıyor.
Okurken sürekli olarak ilginç bir ruh hali içerisinde buldum kendimi. Gençliğe hitabe gibi kısa ve etkili bir yazı değil bu: Aksine, başöğretmenin uzun bir dersine girmişim gibi hissettim. Ve öyle bir ders ki bu, tek bir adı yok. Her konuya, yeri geldiğine değiniyor çünkü. Belki de dersin adına memleket meselesi diyebiliriz. Garip hissetmemin sebebi de bu. Direkt olarak bana, bizlere söylediğinin bilincindeyim. Çünkü konuştuğu konular her zaman halkın anlayabileceği seviyede değil. Biliyor ki bu konuşmaları kaydedilecek ve arşivlenecek. Sonraki nesiller de, yeni akılla, yeni bilgi birikimiyle okuyacak. Bu çıkarımı ara sıra yapabiliyoruz çünkü bahsettiği yazarlardan ve konulardan ancak onları okumuş ve deneyimlemiş kişilerin anlayabileceğini fark