Yazarın ilk kitabı olsa da aralıklı yazdığı blog yazıları da takip edip zevkle okuyorum. Ona has bir romantizmi var cümlelerinde. Duyguları ve yaşanmışlıkları aynı potada güzelce eritiyor ve özgün hissettiren yeni öyküler sunuyor. Kitabında da bunun devamlılığını sağladığını görüyorum.
Kitabı ikinci okumamda daha yavaş ve yer yer sesli biçimde okudum. Çarpıcı monologların/diyalogların tadı ayrı bir hava kattı okuma sürecine. Çünkü çoğu karaktere bürünebildim. Tabii bunu herhangi bir kitapta alamayıp "Ödünç Alınmış Bir Şey"de hissedebilmek de yazarın kalemini kullanabilmesinde saklı olsa gerek. Ne çok teatral ne de üstünkörü; tam dengede bu öyküler bütünü.
Paslanmaya yüz tutan duyguları canlandıran bir deneyim için tavsiye ederim.
Sobadaki ıtır, turuncu çıtırtılar
Ve dumanıyla evi fetheden ekmekler,
Döşemelerden sızan amansız soğuk,
Ya o naftalin kokan battaniyeler.
Ruhu vardı son günlerin, kendini bekleten.
Üç beş lira kazanırdı amortiye tav olan.
Değeri arttı, artacak. Geçti gitti günler!
Artık pek yok tombaladan bile zevk alan.
Liseden öncesi, liseden sonrası
İkiye ayrılır İstiklal hatırası
Acemi âşıklar, müzisyenler, sarhoşlar
Her ruhun var çivilenmiş bir mirası
Tarihi binaları, kültürel varlığı
Dar koridor her bir ara sokağı
Hele tav oldun mu mimarisine
Başın yukarda, göremezsin solu sağı
Gelmez zarlar asla düşeş
Yaşamın en kritik anında
Evrenin sillesi üç-beş kardeş
Canlanır çocukluğun ahında
Aksi gibi dört köşe
Olur, insanın şanslısı
Ana, baba, bala, neşe
Gerekmez inan fazlası