Klasikleri ya da klasikleşen figürlerin eserlerini değerlendirirken beğenip de beş yıldız vermemeyi ukalaca mı görüyorsunuz bilmiyorum ama böyle algılansın istemem. Şahsi yetersizliğimi yazarın omzuna yükleme ihtiyacı güttüğüm bir başka değerlendirme sadece.
Shakespeare okumaya son iki senedir ağırlık vermeye çalıştım; onun metinlerinden yararlanmak ve ilham almak istiyorum. Açıkçası bunun işe yaradığını düşüncelerimde ve üretimlerimde karşılık bulunca fark ediyorum. Sonelerinde de çokça not aldım, merak ettim, sorguladım, bazen de orijinali ile karşılaştırıp araştırdım. Tabii şiirler-soneler tek seferde ya da bir çırpıda okunabilir olsalar da bunun taraftarı değilim. Yer alan 154 sonenin büyük çoğunluğunda okumamı zamana, farklı hislere sahip olduğum dönemlere böldüm.
Bir şiir en az birkaç defa okunmalı bana kalırsa. İlkinde okur ne beklediğini bilmeden, ilk kez deneyimler. Benzersiz bir tat alması da hiçbir şey anlayamaması da bu safhada gerçekleşir. Özellikle de metin karmaşıksa, anlaşılması güçse ya da -buradaki ek etmen gibi- çeviri bir eserse ikinci kez, alıcı gözle okunmalı. Anlama safhası da burası. Fakat biliriz ki, kurgusallığın duygusal boyutunu aktaran şiirlerin illa ki analitik süzgeçten geçirilmesi gerekmez. Akışına bırakacağımız üçüncü (kimi içi "iki buçuk-uncu") okumadan sonra akılda ettiği gibi gönülde de yer etmeye başlar. Böylece istersek tekrar okur, çarpıcı bulduğumuz dizelerin şemasına, sıra dışılığına, bizde uyandırdığı etkiye odaklanırız.
Bendeki süreç de ne zaman okursam okuyayım böyle işledi. Bunu verebilmek de alabilmek de ayrı meziyet. Öte yandan yazarın ağırlığı ve iş bilir oluşu başka bir husus. Bir diğeri de çeviri işin kalitesi. Okurken kaybolmuş hissetmedim, yeterli geldi. Yine de özgün metinde yer alan bazı dizeleri merak edip