Bırakalım, söylenmesin şarkılarımız ya da
Duyulmasın sözcüklerimiz çağlarca
Yine de anlatılacak öyküler,
Gözyaşlarıyla ya da kahkahalarla
İşte tam da o anda,
Biz orada olsak da olmasak da,
Hep beraber buluşacağız mürekkebin damlasında;
Bir rengin tonunda, bir türkünün tınısında
Gelecek neslin gözünden bakarsın
Bu coğrafyayı seyre dalmış hepsi
Ve çocuğum, sen de öyle yapacaksın
İşte tam bu zamanlarda anlarsın
Cennettir vatanın, vatansız ne yaparsın
Mürekkep geldi dile, kurudu boğazı
"Yok mu bu vazgeçişin bir yolu, yordamı?"
"Edep, murabba iksir! Bahanen pek şahane!"
"Olur mu! Yazmaktan hiç uslanmam ben, Ekselansları!"
Japon edebiyatında bilim kurgunun şekillenmesinde büyük rolü olduğunu okudum. O dönemlerde (1940 sanırım) böyle düşler kurmak, cesaret edip kaleme almak, ön görüyle yaklaşmak epey zorlu olmalı. Öte yandan kaliteli öyküleriyle yaklaşık yüz yıl sonrasındaki bizleri hayretlere sürüklemesi de ustalığını gösteriyor.
75 sayfalık bu kitabın ismi, içinde barındırdığı öykülerden ilki. Hiçbiriyle ilgili sürpriz kaçırmaya niyetim olmadığından ne konulara değindiğini söyleme yanlısı değilim. Ancak türü severek okumamın yanı sıra aklımda her zaman olduğu gibi, "insanlar bunları (özellikle de geçmiş dönemlerde) nasıl düşünmüş de yazmışlar" düşüncesi çok geçmeden kendini gösteriverdi. Merak etmeden ve hayran kalmadan duramıyorum. Bana eski aklın yeteneğini, başarısını, girişkenliğini ve göz ardı edilmemesi gereken asıl noktanın, o türü şimdiki yerine taşıyanların öncekiler olduğunu hatırlatıyor. Bu da türe bağlılığımı sıkılaştırıyor.
Juza Unno bence böyle bir iş çıkarmış. Sıra dışı yaklaşımları olan öyküleri var. Merakım asla dinmedi ve daha fazla öyküsünün olmasını diledim. İki günde çerez niyetine de bitirebilirsiniz, bilim kurgu sever biriyseniz sindirerek ve etkilenerek de okuyabilirsiniz.