Gittin. Şimdi bir mevsim değil, koca bir hayat girdi aramıza.
Biliyorum ne sen dönebilirsin artık, ne de ben kapıyı açabilirim sana.
Şimdi biz neyiz biliyor musun?
Akıp giden zamana göz kırpan yorgun yıldızlar gibiyiz.
Birbirine uzanamayan
Boşlukta iki yalnız yıldız gibi
Acı çekiyor ve kendimize gömülüyoruz.
Bir zaman sonra batık bir aşktan geriye kalan iki enkaz olacağız yalnızca
Kendi denizlerimizde sessiz sedasız boğulacağız.
Ne kalacak bizden?
bir mektup, bir kart, birkaç satır ve benim su kırık dökük şiirim
Sessizce alacak yerini nesnelerin dünyasında
Ne kalacak geriye savrulmuş günlerimizden
Bizden diyorum, ikimizden
Ne kalacak?
Şimdi biz neyiz biliyor musun?
Yıkıntılar arasında yakınlarını arayan öksüz savaş çocukları gibiyiz.
Umut ve korkunun hiçbir anlam taşımadığı bir dünyada
bir şey bulduğunda neyi, ne yapacağını bilemeyen çocuklar gibi.
Artık hiçbir duygusunu anlamayan çocuklar gibi
Ve elbet biz de bu aşkla büyüyecek
Her şeyi bir başka aşka erteleyeceğiz, bir başka bahara...
Kendi iç dünyasında kaybolmuş daha çok içinde yaşayan insanların kitabı. Bir çırpıda bitirilebilecek bir kitap değil yavaş yavaş bazı bölümleriyle, sözleriyle kendinizi özdeşleştirebileceğiniz kendinizden birşeyler bulacağınız bir kitap. " hissetmek ne renktir acaba?" cümlesi beni çok etkilemişti buna benzer bir çok sözünde uzaklara dalabilirsiniz. Okuduğunuz bazı bölümlerden sonra gözlerinizi kapattıgınızı ve istemsizce düşüncelere daldığınızı, kendi dünyanıza çekildiğinizi fark edeceksiniz. insan duygularını daha doğrusu ruhsal halini, karamsar ruh halini çok güzel betimlemiş...Aslında bir başkaldırı kitabı bi yandan da kendine sisteme bi yenilgi de.. Gündelik hayattan soyutladığımızda kendimizi aslında biz de birer Pessoa olmuyor muyuz?