“Sabah, ne güzel kelime.”
“Neydi ev sahiden? Yeri geldiğinde tren kompartmanlarını, gemi kama-ralarını, sokak banklarını, kaplumbağaların kabuklarını, ihtiyarların hatıralarını, çocukların umutlarını yuva yapan neydi? Sığındığımız yer miydi yuva? Gittiğimiz mi, terk ettiğimiz mi, döndüğümüz mü yoksa?”
Bir karar, bir yol ve yolculuk… Sonu Santiago’da soluklanıp Finisterra’da bitecek. En uzun yol insanın kendi içerisine yürüdüğüymüş dedim kitap bitince. Kaç ev kaç terapist koltuğu kaç kavga, kaç adım yeter varmaya?
Seher hem dışından yürüdü hem içinden… Çocukluktan başlayan bir yolculuktu onunkisi, hep bir yere vardı ancak asıl varması gereken yere; kendine varması çok daha zaman alıcı ve zorluydu. Bir insanın ev arayışını, kendiyle tanışması, kabullenmesi ve barışması esasına dayandıran bu roman; yolun ve yolcunun, yolculukta dönüşümünü muhteşem bir kurgu ve zengin bir dille anlatmış.. Okurken yazarın dili kullanımı hayran bırakıyor. Ödül alması şaşırtmadı. Güzel ve etkileyici bir yolculuktu benim için. Okuru bol olsun..
EvNermin Yıldırım · Everest Yayınları · 20256,9bin okunma
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Galiba mühim olan birine her şeyi tüm açıklığıyla söylemek ve onun hakkında her şeyi öğrenmek değil, birbirinin zaaflarını, korkularını bilip dürtmeden, yaralamadan, kanatmadan, kabullenmeyi becermek. Şu hayatta hepimizin istediği omzumuzda sıcak bir el ve kulağımızda yumuşak bir ses:
Geçecek.
Değişmek diye bir şey var mı, ondan bile emin değilim. Fakat devam etmek var, denemek var. Geçmişi yok saymadan ama bir mezar misali içine kıvrılmak yerine albümdeki fotoğraflara bakar gibi dışarıdan bakmayı deneyerek. Oldu ve geçti diyerek.
Galiba insan yaşı kaç olursa olsun, kanaya, kanata, güle, ağlaya, şükürle isyan arasında gidip gelerek her adımda biraz daha büyüyor. Sonra yeterince şanslıysa, bir gün yeniden çocuklaşacak kadar kocadığında, biraz usanarak, biraz bağışlayarak, biraz da omuz silkip artık o kadar da umursamayarak ölüp gidiyor. Genellikle sıradan bir şekilde. Ve her nasılsa hazırlıksız. Iyi ki de öyle.