Peygamberimiz "Eğer bir insan sevinçten ölseydi, cennet ehlinin hepsi sevinçten ölürdü. Eğer üzüntüden biri ölecek olsaydı, cehennem ehlinin hepsi ölürdü."buyurmuştur.
Yani düşünün: Bir insan, 40 yıl boyunca sadece para biriktiriyor, sonunda belki bir ya da iki daire alıyor... Ama öldüğünde hepsini bırakmak zorunda kalıyor. Bu tablo bize şunu hatırlatıyor: Kalıcı olan, maddi servet değil; insanın arkasında bıraktığı güzel işler, hayırlar ve Allah için yaptığı amellerdir.
Gerçekte mesele "vakit bulamamak" değil, namazın hayat içindeki konumunun yeterince içselleştirilememesidir. Zira insan, önem verdiği ve değer atfettiği şeyler için daima zaman üretme eğilimindedir. Bu bağlamda, sorunun kaynağı zaman darlığı değil, kalpte namaza ayrılan yerin darlığıdır. Dolayısıyla çözüm, dışsal takvim düzenlemesinden önce, içsel bir değer ve bilinç dönüşümünü gerektirmektedir.