Bir insanın hayatında kaç tane sisli gün olduğunun hiç mi önemi yoktur? İnanıyorum ki bizler daha yaratıcı olacağız; düşüncelerimiz ğöğümüz kadar berrak, zinde ve yüce kavrayışımız tıpkı ovalarımız gibi kapsayıcı ve kuşatıcı olacak; zihnimiz o gök gürültüsü ve şimşekler gibi, ırmaklar ve dağlarımız gibi muazzam ve yüreklerimiz iç denizlerimiz kadar derin, engin ve görkemli olacak.
Ancak muhtemelen, öyle günler gelecek ki doğa, üç beş seçkinin ayrıcalıklı vakit geçirebileceği sözümona keyif alanlarına bölünecek; çitler artacak ve insanları umumi yollara hapsedecek başka mekanizmalar geliştirecek, sonra da bir bakmışsınız ki Tanrı'nın toprakları üzerinde yürümek beyefendilerin hanelerini işgal etmek anlamına gelmiş.
İşçilerin nasır tutmuş elleri haysiyetin ve kahramanlığın zarif dokusuna aşinadır, dokununca yürekleri titretir, aylaklığın cansız parmakları, o ellerin yerini tutamaz. Emeğin nasırlı ellerinden ve güneş yanığı yüzünden uzakta, tüm gün yatakta yatıp kendini arınmış sanmak düpedüz kendini aldatmaktır.
Bazen tüccarların ve esnafların pek çoğunun sabahtan akşama kadar, sanki bacaklar ayakta dikilmek ya da yürümek için değil de oturmak için yaratılmış gibi bağdaş kurup oturduklarını hatırladığımda, bu adamların bunca zamandır hâlâ intihar etmemiş oldukları için övgüyü hak ettiklerini düşünürüm.