Kitaplığımda olup elimin gittiği, çizdiğim satırları ara sıra alıp okuduğum birkaç kitap vardır ve Hakkari' de Bir Mevsim o kitaplardan biri. Genelde kısa, net, keskin bir anlatımı olan, kafamda soru işaretleri bırakmayan yazarları daha çok seviyorum. Örnek verecek olursam Ernest Hemingway:) Şiirsel anlatımlar, uzayan, bitmek bilmeyen betimlemeler benim tercih ettiğim bir anlatıma sahip değil. Ama Ferit Edgü' nün güçlü kalemi, şiirsel anlatımı yargımı kırmakla birlikte kalemine de hayran bırakmıştır hep.
Hakkari'de Bir Mevsim kitabı iki bölümden oluşmaktadır. İlk bölüm oraya nasıl, ne zamanda gittiğini bile bilmeyen yazarın düşle gerçek arasındaki ansımalarını, monolaglarını, bir dağ başında yalnız kaldığı, hiç bilmediği bir yaşama alışma sürecini anlatır. Yazar gerçek ile düş arasında ne yaşadığını okuyucunun da aktif olarak kitaba katılıp bulmasını istemektedir. Kitabın bazı yerlerinde denizci olduğunu ve teknesi batmış bir kazazede olduğunu söylese de sürgün mü edildi, gerçekten de kazazede mi, neden Hakkari'de bu dağ başında tek başına, dilini bile bilmediği bu insanlarla birlikte diye düşünürsünüz.
Ferit Edgü aslında Hakkari'nin Pinhan köyünde askerlik yerine sayılan öğretmenlik mesleğini yapmıştır. Ferit Edgü' nün gerçek bir yaşamı, bir romana çevirme becerisini merakla ve yoğun bir anlatımla okuyorsunuz. Dilini anlamadığı bu insanların çaresizliklerine, yoksulluklarına, acılarına bazen bir öğretmen, bazen bir öğrenci bazen de bir hekim olarak ortak olmuştur.
Kitabın ikinci kısmında ise köyden tanıdığı insanlarla ilgili olaylara yer vermiştir. Birleştirmek yine okuyucuya kalmıştır.
Kitabı gibi filmi de güzeldir(bence) izleyebilirsiniz. Benim naçizane tavsiyem bu kitabı okumadan önce İki Dil bir Bavul filmini izleyebilirsiniz, böylelikle kitaptaki öğretmen