Bizim ülkemizde devleti soyanların,dolandıranların heykellerini kapıların önüne dikmeye kalksak,içeri girmeye yer kalmayacağı konusunda hemfikir olduğumuzu düşünüyorum!
Soykırım,hukuki bir tanımdır.Kimi ülkeler bu hukuki karalama kampanyasıyla Türkiye'yi hedef alırken,1915 yılında yaşanılanların soykırım olmadığı gerçeğinin Avrupa'daki bir anıtta itiraf edildiğini göremeyecek kadar körleşmişlerdir!
Acılar olmasaydı türküler doğmazdı.Anadolu'da,Türk'üyle,Ermeni'siyle,Laz'ıyla,Rum'uyla,Zaza'sıyla,Çerkez'iyle tüm kültürlerin Birinci Dünya Savaşı dönemini içeren türkülerini dinlersek,birbirinden farklı olmadıklarını,aslında hepsinin aynı acıdan söz ettiğini duyarız.
Boğa ve insan karışımı bir canavar olan ve de Girit Adası'nda yaşayan Minotaurua,her yıl Atinalılardan kurban istemektedir.Atina Kralı Aigeus,oğlu Theseus'u gemiyle yollarken ondan şu istekte bulunur:"Eğer sağ olarak geri dönersen,direğine beyaz yelken çek ki,gemini ufukta gördüğümde yaşadığını anlayayım."
Theseus,Girit kralının kızının yardımıyla Minotauros'u öldürmeyi başarır.Ne var ki,geri dönüş yolunda beyaz yelken çekmeyi unutur.Günlerdir gözü ufukta olan Kral Aigeus,beyaz yelkenlerin açıldığını göremeyince,oğlunun acısıyla kendini uçurumdan denize atar...Ve bu sular,o günden beri adını Kral Aigeus'tan alarak,"Ege Denizi" olarak anılır.