Çevremizdekilere karşı davranışlarımızda dikkatli olmamız gerek. Çünkü her ölüm geride kalan bir avuç kimseye öyle düşünceler miras bırakır ki yapılabilecekken yapılmamış, unutulmuş, boş verilmiş şeyler... Onarılabileceği hâlde onarılmamış kırgınlıklar, giderilmemiş eksiklikler... İnsan için bunlardan daha acı bir düşünce olamaz. Hiçbir pişmanlık, iş işten geçtikten sonra duyulan pişmanlık kadar acı değildir. Kendimizi acıdan korumak istiyorsak bütün bunları vaktinde anımsayalım.
Ah, insanın candan sevdiği birinin hayatı sallantıdayken elleri böğründe beklemek zorunda kalmanın heyecanı ; bu keskin, korkunç heyecan! Ah, insanın beynine doluşan ve canlandırdıkları hayallerin gücüyle yüreği deli gibi çarptırıp soluğu sıklaştıran kahredici düşünceler! Sevdiğimiz insanın acısını dindirip tehlikeyi hafifletebilmek için bir şeyler yapmak ihtiyacı ve hiçbir şey yapamayacağımızı bilmek! Çaresizliğimizin doğurduğu iç çöküntü ve hüzün! Hangi işkence bu kadar ağır olabilir?
Bazen tatlı bir müzik nağmesi, sessiz bir yerdeki su şıpırtısı, bir çiçek kokusu ya da tanıdık bir söz, insanın hayalinde ansızın silik bir anı uyandırıverir ki bir soluk gibi uçup giden bu anı, sanki yaşadığımız hayattan değildir de kendimizi ne kadar zorlasak asla anımsayamayacağımız, çok eski, çok daha mutlu bir başka hayattan bize yadigar kalmıştır.
Masadan kalktı ve aşçıbaşına yaklaşıp tasıyla kaşığını uzatarak kendi gözü pekliğinden kendisi ürkmüş durumda, “Efendim, lütfen biraz daha istiyorum!” dedi. (…)