Büyükbabam, herkes öldüğü zaman geride bir şey bırakmalı, derdi. Bir çocuk, bir kitap, bir resim, bir ev, yapmış olduğu bir duvar ya da bir çift ayakkabı. Ya da ekili bir bahçe. Ellerinin bir şekilde dokunduğu ve ruhunun öldüğün zaman gidebileceği bir şey, öyle ki insanlar senin diktiğin ağaç ya da çiçeğe baktığı zaman seni orada görebilsinler.
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
‘Gözlerini merakla doldur,’ dedi, ‘ve sanki on saniye sonra ölecekmişsin gibi yaşa. Dünyayı gör. Fabrikalarda yapılan veya parası ödenen herhangi bir rüyadan daha muhteşemdir. Garanti istemez, güvenlik istemez, böyle bir hayvan hiç olmamıştır. Eğer varsa bile, bu, yaşamını uykuyla geçiren, bütün gün boyunca bir ağaçta tepe aşağı asılı duran o koca tembelle bir akrabalığı olabilir. Onun canı cehenneme,’ derdi, ‘ağacı salla ve koca tembeli kıçının üstüne düşür.’”
O bir şeyin nasıl yapıldığını değil, niçin yapıldığını bilmek istiyordu. Bu sıkıntı verici olabilir. Birçok şeye niçin diye sorarsın, eğer sürdürürsen gerçekten çok mutsuz olursun.
Zenciler Küçük Siyah Sambo’yu sevmiyorlar, yak gitsin. Beyazlar Tom Amca’nın Kulübesi’yle ilgili iyi şeyler hissetmezler. Yak gitsin. Birisi çıkmış tütün ve akciğer kanseri hakkında bir kitap yazmış. Sigaracılar ağlıyor mu? Yak kitabı. Sükûnet, Montag. Huzur, Montag.
İnsanın doğal görevi, yılın dört mevsimi yaşamaktır. Yani, ani sıçramalar yapmadan yılın dört mevsiminde, yaşam suyuyla dolu kabını bir damlasını bile heba etmeden son gününe kadar taşıyabilmek. Yumuşak ve içten içe yanan bir ateş, kontrolsüz bir yangından yeğdir, o yangın her ne kadar içinde şairane alevler barındırsada.