Keşke filmi de yapılsa çok güzel olurdu. Başladiği yürüyüşte gönülsüz bir öğrenci gibiydi fakat yolculuğun sonuna yaklaşırken sadece toprağın, gökyüzünün ve kadim yaşamaların var olduğunu tarih önceki çağlardan kalan hayvan dişilerinin pençelerinin, pullarinin her yerde görülebileceği ama gene de korkusuz insanların egemenliğine olan bu eşsiz yolculuğu yaşamış olmanın ne denli değerli olduğunu sonunda kavramıştı. Bu gizemli yürüyüş kendisine başta hiç açıklanmamıştı. O bir doktordu ve sadece iş çıktığı bir geziyi. Zaten romanın gizemi de bu şekilde başlıyor.
İlk cümleden itibaren ders niteliğinde anlatıma sahip.
Başında "varolma" ile ilgili önemli bir ders var. Toprağa armağan ettiği bazı kişisel eşyalarla aslında maddi nesnelerden ve ön yargılarını kurtulmak adına yapılacak gerekli ve vazgeçilmez adımla başlıyor macera.
Bu yol hiç kolay bir yol değil. Dikenli yollar mı dersiniz, vahşi hayvanlar mi dersiniz. Yani çölün ortasında yürümeyi hayal etmek ilk başta zor. Ama kitabı okurken bu hayali o anı yaşıyorsunuz sanki.
Tabiki esrarengiz olayların yanı sıra yadırgadığı bazı olaylar da var. En basiti oradaki insanlar dükkana girdiğinde birşey söylemeden önce teşekkür etmeleri.
Şimdi yazarken hayal ediyorum da düşünsenize bir kitapcıya giriyorsunuz kasadasınız, kasiyer " ücreti 240 TL, teşekkür ederim" diyor. Ne kadar naif. Ah keşke diyorsunuz. Özledik kayıplar döneminde böyle nezaketi. Avusturyalıların müzikal tonlamaları. Çayı sütle içmeleri hoşuna giden bazı özellikleri arasında. Yine yemeklerini pişirmeden yemeleri (ne de olsa doğa insanları), zihinsel telepati yöntemini kullanmaları, bol bol şükretmeri, güne niyet ederek başlamaları, konuşmaya başlamadan önce düşünmeleri, daima çember şeklinde oturmayı tercih ettikleri( nedenini öğrenince hak vereceksiniz ) hayret