Zeytindağı, tarihi bir sürece, I.dünya savaşında Suriye Filistin ve Kanal cephelerinde yaşananlara ışık tutuyor.O zamanlar Osmanlı Devleti'nin I. Dünya Savaşı'na girmesi üzerine Filistin’deki Dördüncü Ordu Komutanlığı ve Suriye askeri valiliği görevlerini üstlenen Cemal Paşa'nın,emir subayı olarak görev yapan Falih Rıfkı Atay bu eserinde;Filistin topraklarının nasıl savunulduğunu, sömürgeler ile ayakta duran bir İngiliz ordusunun o döneme göre gelişmiş silahlarına karşılık yıkılmak üzere olan ve yokluk içinde inançla savaşan Osmanlı ordusunun durumundan bahseder. Kitabın son bölümlerinde subayların hatıra defterlerinden alınan anekdotlar bulunmaktadır. Bu bölümlerde Türk askerinin fedakarlığı ve savaştığı yerde yazdığı destanlar anlatılmış.
Falih Rıfkı Atay’ın bu eseri savaşın acı yüzünü göstermesi ve ders çıkarılacak düşündüren yönleriyle mutlaka her bireyin okuması gereken bir eser niteliğinde. Örneğin Mehmetçiğin ruh halini ve geride bıraktıklarının yaşadıklarını göstermesi bakımından insanı derinden etkileyen bir anısını şu cümlelerle anlatıyor ;
“Yüz binlerce çocuğunu memesinden sökerek alıp götürdüğümüz bu anaya, şimdi kendimizi ve pişmanlığımızı getiriyoruz, istasyonda bir kadın durmuş, gelene geçene:
- Benim Ahmed'i gördünüz mü? diyor.
Hangi Ahmed'i?
Yüz bin Ahmed'in hangisini?
Yırtık basmasının altından kolunu çıkararak, trenin gideceği yolun, İstanbul yolunun aksini gösteriyor:
- Bu tarafa gitmişti, diyor.
O tarafa? Aden'e mi, Medine'ye mi, Kanal'a mı, Sarıkamış'a mı, Bağdat'a mı?
Ahmed'ini buz mu, kum mu, su mu, iskorpit yarası mı, tifüs biti mi yedi Eğer hepsinden kurtulmuşsa, Ahmed'ini görsen, ona da soracaksın:
- Ahmed'imi gördün mü?
Hayır... Hiçbirimiz Ahmed'ini görmedik. Fakat Ahmed'in her şeyi gördü. En alasından cehennemi gördü.” (115-116.S.)
“ En fena chambre, en iyi antichambre’den daha iyidir, demiş.
En fena kanun, en iyi kanunsuzluktan daha iyidir, denilebilir. En doğrusu kanunun iyi yapılması olduğuna şüphe yoktur.”
“ Gözyaşının hiçbir faydası olmadığını anlamak için, Yahudilerin Kudüs’te yüzlerce yıldan beri her cumartesi günü başlarını dayayıp ağladıkları taşı ziyaret ediniz; yüzlerce yıllık gözyaşı bu ağlama duvarını bir santim aşındırmamıştır.
Paranın ne büyük kuvvet olduğunu anlamak için ise Filistin’de yoğun Arap nüfusunu topraklarından süren siyonist sömürgeciliğini görün. Yüzlerce yıllık gözyaşı, bir külçe altına değmez.”
“Osmanlı imparatorluğunda itibar, azınlığın imtiyazı olduğu için ve Türk unsuru imtiyazsız olduğu için herhangi bir müslüman azınlığın çocuğu olmak, Türk olmaktan daha faydalı idi.(...)
Suriye,Filistin ve Hicaz’da:
- Türk müsünüz?
Sorusunun birçok defalar cevabı:
- Estağfurullah! idi.
Bu kıtaları ne sömürgeleştirmiş, ne de vatanlaştırmıştık..”