Weber kendi sosyolojisini geliştirirken Marx’tan sistematik olarak etkilenmemiş olsa da, bu ampirik gözlem aralarında hiç bir ilişkinin olmadığı anlamına gelmez. Örneğin, Marx’ın yabancılaşma kavramıyla Weber’in rasyonelleşme kavramı arasında önemli bir benzerlik ve bağlantının olduğunu belirtmek, bu kitabın asli argümanı açısından önemlidir (Löwith, 1993).
Marx ve Weber’in, kapitalist toplumun önemli bileşenleri ve modernleşme güçleri olarak bürokrasi, piyasalar ve bilimin anlaşılmasına yönelik benzer muğlaklıkları paylaştıkları da doğrudur (Sayer, 1991). Gelgelelim Weber’in sosyolojik iddialarının kurucu öğesinin, hayatı boyunca Marx’ın çalışmalarıyla meşgul olması olduğunu öne süremeyiz. Buna karşın Weber, Marksizmin, toplumsal bir ideoloji olarak Sosyal Demokrat hareket aracılığıyla Alman işçi sınıfı üzerindeki etkisi meselesiyle oldukça ilgileniyordu. Marx kapitalizmin devrimci bir siyasetini geliştirmiş olsa da, 1890’lara gelindiğinde, Alman kapitalizminin devrim sonucu çökmeyeceği gün gibi ortadaydı. Bilakis işçi sınıfının reel gelirleri ve yaşam standartlan yükselmişti.
Bu yüzden de toplumda herhangi bir kutuplaşma ya da yoksullaşmaya rastlanmıyordu.