Çeşitli kimlikler etrafında kümelenmiş Twitter sosyal bilimcileri arasında muazzam bir iç savaş vuku buluyor şu sıralar.
Zamanında ağzını açanı (her kim olursa olsun) ''cinsiyetçi, eril'' vs. ilan eden feministler, bir süredir LGBT+ bireyler tarafından yoğun bir biçimde TERF (''trans bireyleri dışlayan radikal feminist'' demekmiş) olarak yaftalanıyorlar. Solculardan eleştiri aldıkları zaman adeta yıldırım taarruzu yaparak karşı atağa geçmeleriyle tanıdığımız feministler, kendilerinden çok daha cevval ve sivri dilli olan LGBT+ bireyler karşısında ise son derece yumuşak bir savunma hattı oluşturmuş durumdalar. Yani zamanında kendilerinden farklı düşünen insanlara ''senin cinsiyetçi olup olmadığına sen değil, ben karar veririm ben'' diyen feministler, LGBT+ bireylere homofobik olmadıklarını anlatmaya çalışıyorlar ama ''senin homofobik olup olmadığına sen değil, ben karar veririm ben'' yanıtı karşısında epey çaresizler ne yazık ki.
Öte yandan, doktora için 150 bin pound'luk burs arayan ve bunu ''Kurdish Issues'' çalışacağını söyleyerek yapan ama Kürt olmayan bir quir-anarşist-alevi-feminist bir aktivist hanım, Kürt olmadığı halde Kürtlerin acıları üzerinden kariyer devşirmekle itham ediliyor şu an hem Kürtler, hem de Kürt olmayanlar tarafından. Baya da hırpalandı ayrıca. ''Ne yani, bu konuları çalışan herkesin Kürt mü olması lazım'' demek suretiyle duruma itiraz edenlerden birine ise adının ''Berkay'' olması hasebiyle ciddiye alınmayacağı söylendi bu arada. Çatışmalar sürüyor.
Kısacası dijital entelijansiyada ''aşçı bahçıvanı, bahçıvan şoförü, şoför uşağa... sonra hepsi uşağa'' şeklinde ifade edilebilecek bir durum söz konusu. Muazzam. Tarifi imkansız bir keyifle izliyorum kimlik eksenli akademik aktivistliğin kendi içindeki minik tiranlıklarının bu trajikomik iç