Güz başındaydık ve tam bir yıl önce Kyoto'da Naoko'yu görmeye gittiğim zamanki gibi, hava dupduru ve pırıl pırıldı. Bulutlar kemik gibi incecik ve bembeyaz, gökyüzü sonsuz yüksekti. Gene güz geldiğini düşününce içimi hüzün kapladı. Bunu rüzgarın kokusundan, gün ışığından, taflanların arasındaki küçük çiçeklerden ve eşlik eden seslerden anlıyordum. Geri dönen her mevsim beni ölenlerden biraz daha uzaklaştırıyordu. Kizuki hep on yedi yaşındaydı, Naoko da yirmi Sonsuza dek.