“Büyük ve asil Türk Milleti!
…
En büyük kumandanından, en genç neferine kadar ordularımıza hakim olan fikir, milletin gösterdiği vazife uğrunda şehit olmaktır.
…
..Milletin rey ve iradesine dayanılan her işin neticesi, millet için hayır ve selamet olduğu sabit olmuştur.
..”
“Muharebe meydanını dolaştığım zaman, ordumuzun ihraz ettiği (kazandığı) zaferin azameti ve buna karşılık, hasım ordusunun uğradığı felaketin dehşeti beni çok mütehassis etti(duygulandırdı).
“Ağustos’un 31. günü .. öğle vaktinde .. Çal Köyü’nde, yıkık bir evin avlusu içinde İsmet Paşa ve Fevzi Paşa ile buluştuk. Kırık kağnı arabalarının döşeme ve oklarına ilişerek, vaziyeti mütalaa ettik. Kazandığımız meydan muharebesinin, bütün seferi sona erdirebilecek bir azamet ve ehemmiyette olduğunda ittifak ettik. Şimdi Bursa istikametinde çekilen kuvvetleri mahvetmekle beraber, bütün asli ordumuzla İzmir’e yürüyecektik…”
İşin asıl mucizesi, o sabah, o bölgede bulunmayan büyük kuvvetleri, aynı gün ve bazen çok uzun, yorucu yürüyüşlerden sonra muharebe meydanına toplayabilmesidir.
30 Ağustos Başkumandanlık Muharebesi, münhasıran o gece sabaha karşı elde edilen bilgilere göre ve hemen aynı gün içinde tertiplenmiştir..ondan önce ve bu neticeyi hazırlayan, gayet iyi hazırlanan stratejik hareketlerin, 30 Ağustos’ta sabaha karşı beliren duruma göre, derhal ve tam yerinde verilen bir kararın şiddet ve süratle tatbikinin bir eseridir.
(Cephe durumunu gösteren haritaya bakan Mustafa Kemal..)
“..Garb Cephesi Harekat Şubesi Müdürü Tevfik Bey’in gösterdiği haritaya baktım…
..derhal Fevzi ve İsmet paşaları çağırınız..
..üçümüz toplandık, vaziyeti bir defa daha mütalaa ettik ve katiyetle hükmettik ki, Türk’ün hakiki kurtuluş güneşi, 30 Ağustos sabahı ufuktan, bütün şaşaasıyla doğacaktır..”