Sıradan bir insan, iyiliği ya da kötülüğü hep dışarıda arar. Onu bir başkasından, bir olaydan ya da bir odadan bekler. Oysa düşünen bir insan her şeyi kendi içinde bulur.
Düşünsene, Diyoje’nin sıcak bir eve, rahat bir odaya ihtiyacı yoktu. Çünkü o zaten kendi içinde sıcaktı. Bir fıçının içinde uzanıp portakal ve zeytin yiyordu. Eğer Rusya gibi soğuk bir yerde yaşamak zorunda kalsaydı bile, kendine mutlaka bir sıcaklık yaratırdı. Çünkü mesele dış koşullar değil, insanın içindekini nasıl yaşadığı.
Marcus Aurelius’un dediği gibi: “Acı, hakkındaki düşüncendir.” Yani acıyı değiştirmek, onun hakkındaki düşünceni değiştirmekle mümkün. Şikâyet etmeyi bıraktığında, o acı kaybolur gider. Gerçekten de öyle. Düşünen bir insan, diğerlerinden yalnızca bir farkla ayrılır: acıyı küçümser. Çünkü bilir ki hayat, her haliyle kabul edilmelidir.
Eğer acı çekiyorsan, memnun olmadığın insanlar seni üzüyorsa, onlara şaşırdığın için aptal değilsin — sadece hâlâ öğreniyorsun. Ama eğer sık sık düşünür, seni üzen şeylerin aslında ne kadar önemsiz olduğunu fark edersen, o zaman özgürleşirsin.
Hayatı derinlemesine kavramaya çalış. Gerçek lütuf, tam da hayatın içinde gizli.