Bazı kitaplar sadece okunmaz, yaşanır. Ya da şöyle diyeyim: yaşanmış bir acının içinden okunur. Tezer Özlü ’nün Yaşamın Ucuna Yolculuk kitabı da böyle bir metin. Sayfaları çevirmiyorsun sanki, her satırı içinden çekiyorsun. Her satırda biraz daha eksiliyorsun, biraz daha derinleşiyorsun. Ve bu yüzden ben bu incelemeye “ölümün kıyısında yolculuk” adını koymak istedim. Çünkü Özlü’nün kitabında yolculuk dediğimiz şey, aslında yaşamanın başka bir adı; ama bir yandan da her durakta, her otel odasında, her cümlede ölümle temas eden bir yürüyüş.
ÖLMEK HİÇBİR ŞEY DEĞİL. (s:69 ePub)
Tezer Özlü acıyı, neredeyse bir yaşam biçimi olarak anlatıyor. Ama bu bir isyan da değil tam olarak, bir kabulleniş de. Hatta bazen ikisi birden. “Acıları mutluluk olarak nitelendirmeye karar verdim” derken, karar sözcüğü bile biraz boğuk. Çünkü aslında seçtiği bir şey değil bu, içinden çıkamadığı bir hal. Yaşarken ölmekle, severken yabancılaşmakla, konuşurken susmakla iç içe bir ruh hali. O yüzden bu kitabı okumak kolay değil. Kısa ama yoğun. Her cümlede biraz kalıyorsun. Çünkü her cümle, başını eline alıp düşüneceğin bir yük taşıyor.
Kitap boyunca Cesare Pavese hep var. Sadece bir yazar değil onun için; bir eşlikçi, bir iz, bir öncül. Tezer, Pavese’nin yaşadığı yerlere gidiyor. Onun otel odasında kalıyor. Onun tarihlerinde yaşıyor. Onun intiharını anlamaya çalışıyor. Onun izini sürerken aslında kendi karanlığına daha da yaklaşıyor. Ben de bu kitabı okuduktan sonra Pavese’yi merak etmeye başladım. Ama öyle hemen okunacak biri gibi hissettirmiyor. Araya birkaç kitap koymadan dokunamıyor insan. Çünkü buradaki acı öyle bir sarmal ki, onun kaynağına indiğinde tekrar çıkabilir miyim diye duraksıyorsun.
Kitapta dil doğrudan, ama sıradan değil. Bilinç dışı bir akış var, evet, ama öyle soyut ya da uzak değil. Sana yakın, seni