Ayakkabı vurduğunda ayağının arkasında bir yara açılır, çorap giydiğinde o yara çoraba yapışır, çorabı çıkarttığında kabuk kopar ve tekrar kanar. İyileşmesi zaman alır. Ayakkabıyı çorapsız giyemezsin, çorapla giysen gene yapışır. Aile yaraları biraz böyledir. Yürümekten vazgeçemezsin ve attığın her adımda canını acıtmaya devam eder.
"Hep de yok etmez ya rüzgâr, belki de bir tohum taşır. Belki o tohum fidan olur yeniden. Fidanlar ağaçlara dönüşür. Kökleri buluşur toprağın altında bir yerlerde. Benim kopan köklerim yerine onlar köklenir. Belki birisi gelir, o kökleri bilgiyle sular yine.
Yine çiçekler açar mevsiminde, yine çocuklar koşar oynar üstlerinde. Arsızlığın, edepsizliğin, adaletsizliğin şiddetli sesini çocuk kahkahaları bastırır belki. Belki dürüstlük, vicdan, merhamet o kadar da alçak sesle konuşulmamaları gerektiğini anlar. Onlar da yükseltir seslerini. Belki insanlığın sağlayamadığı eşitliği ve adaleti bilim sağlar. Kitaplar, şiirler, destanlar, bilimsel araştırmalar kül olabilir, ama fikirler yankılanır durur gök kubbede.
Belki kimsenin kimseye kölelik etmediği zamanlar gelir. Ayıplar değişir, ahlak değişir, giysiler, sözcükler değişir. Ama anlam arayışı kalır. Bulamayanlar köle kalır. Bulanlar önce kendini, sonra dünyayı değiştirir."
"Bilir misin? Hani çamaşır makinesinden hep eksik çıkar nasıl oluyorsa... O tek çorabı diğer tekini nasıl olsa bulacaksın diye saklar durursun. Sonra bir bakarsın, koca bir çekmece dolusu tek çorap var elinde. Hiçbiri de işe yaramıyor."