Biri ölünce tanımayanlar hemen "Kaç yaşındaydı?" diye sorarlar. Yaşına göre acınıza not verirler. Yaşlı mıydı? Allah taksiratını affetsin ama yani bunda üzülecek ne var, derhal kabullen ve hayatına geri dön. Genç miydi? Tebrik ederim, istediğin kadar acı çekmeyi hak ettin, biz seni bir süre idare ederiz.
Cenaze evlerini hiç sevmem. Kim sever? Yani kimse sevmez de galiba en çok ben sevmem. Bir yakınınız öldüğünde, hayatımızda ilk kez karşılaşacağınız insanlarla temas etmeye hazır olun. Sadece belli doğa şartları oluştuğunda ortaya çıkan tuhaf canlılar gibi birden evinizin çeşitli yerlerinde belirmeye başlarlar. Ölünün nesi olduğunuzu öğrendikten sonra, yakınlık dereceniz onlar için yeterliyse sürekli sizi bakışlarıyla kontrol etmeye çalışırlar. Bir acayiplik yapmayın, isyan çıkarmayın, kendinizi balkonlardan aşağı atmayın diye görevlendirilmiş kolluk kuvvetleri. Ağlamaya kalksanız "Ağlama, ağlarsan rahmetli çok üzülür," diyerek sizi can evinizden vururlar. Ağlamasanız, "Ağla ağla açılırsın, içine atma," derler. Ne yapacağınızı bilemeyip gülmeye başlarsanız, "Ay delirdi çocuk biri bunu okusun üflesin," diyerek sürekli fısır fsır ağzını oynatan kadınlardan destek isterler. garip varlıklar. Kim olduklarını bilmiyorum. Tavuk olabilirler. Çünkü sürekli gıdaklıyorlar ve aslında ne demek istediklerini gerçekten anlamıyorum.
...Hem babamın üniversiteyi bitiren ilk çocuğu olacaktım. Hep bunun hayalini kurmuştu. Dönüp paşa paşa, hâlâ zamanım varken okulu bitirmeye çabalamalıydım.
Bitmedi okul. Bunu bu noktada söylüyorum ki anlattıklarımın bir başarı hikâyesi olmadığı hususunda anlaşalım. Babama yetişmedi...