Selamlar,
Dorian Gray’in Portresini ikinci kez okuyup kendimce bir yorum yapmak istedim. Öncelikle şunu söylemeliyim ki ne kadar anlatılırsa anlatılsın kitabın içindeki, felsefi konular, psikoloji, mistik öge ve olaylar, sosyal eleştiriler, ahlaki değerler, inançla ilgili taşlamalar, estetik zevk, narsizm, mitoloji, sanat, kadın-erkek doğası… vs vs konular bitmez, bu düşünce sonsuzluğunu Oscar Wilde nasıl eserine yükleyebilmiş inanılır gibi değil. Hayran kalmamak mümkün değil. Esere sadece eşcinsellik konuda bakmak oldukça sığ ve cahilce olur, var mı bu konu var ama diğer her şeyin yanında denizde damla olduğunu söyleyebilirim. Roman üç ana karakter üzerinden anlatılıyor: Lord Herry, Ressam Basil ve tabi ki Venüs’ün yani güzelliğin erkek bedeni üzerindeki yansıması olarak yaratılan Dorian Gray. Kitabın başında Dorian bakılmaya doyulmayacak kadar güzel, alımlı bir gençtir, bu kadar güzel olduğunun bile farkında olmayacak kadar da toydur. Ressam Basil onu görür ve güzelliğinden büyülenip portresini yapmaya başlar. Ancak Dorian’ın karakterinin asıl kırılma noktası: saf hazcılığı(hedonimzi)temsil eden Lord Herry’le tanışması olur. Lord Herry’ye değinmek istiyorum: Karakter o kadar mükemmel tasarlanmış ki büyülendim. Zeki, insanın aklıyla oynayan, manipületör, karşı tarafta ne zaman ufacık insani bir duygu olsa Lord Herry duruma öyle bir el atıyor ki bırakın karakteri okuyucunun bile kafası karman çorman oluyor, insandaki tüm o bencil, hayvani ve kötü iç sesi Lord Herry ballandıra ballandıra dillendiriyor. Bir de bu kötü iç sesi öyle bir süsleyip püslüyor ki o zerafet içinde okuyucu kayboluyor. Sevilmek, beğenilmek, ahlaki değerler, erdem umrumda değil, Lord Herry etrafındaki her şeyle merakını giderecek kadar ilgili ve bilgi sahibi ama hiç haberi yokmuşçasına