Hayat Hanım kitabı okuduktan sonra sindirilmeye ihtiyaç duyulan kitaplardan olduğunu söyleyebilirim. Hayat Hanım karakteri iyi bir eğitim almamış veya görgülü bir aileye mensup olmayan ama zeki,
Selamlar,
Dorian Gray’in Portresini ikinci kez okuyup kendimce bir yorum yapmak istedim. Öncelikle şunu söylemeliyim ki ne kadar anlatılırsa anlatılsın kitabın içindeki, felsefi konular,
Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu (Kitabı Okumayanlar Spoiler Dolu Bir İnceleme!!!)
Çocukluğundan itibaren sevgi açlığıyla büyümüş bir kadının ilk aşkını nasıl tanrısallaştırıp korkunç bir takıntı haliyle hayatının hep en merkezine koyduğuna tanıklık ediyoruz. İlk aşkına platonik ve hastalıklı bir şekilde hayatının sonuna kadar bağlı kalıyor.
Adamın hep çevresinde ama benliğini de tamamen ezerek asla kendini hatırlatmıyor veya adamı elde etmek için de kılını dahi kıpırdatmıyor. Şahsi düşüncen bir kadın asla bu kadar hırssız olamaz. :) Belki yazarın hayalindeki mükemmel kadının karakter tasviridir. Ama yazar kadının aşkını okuyucunun iliklerine kadar hissettirecek şekilde işlenmiş. Son olarak hayatı boyunca kendini, benliğini hiçe sayan kendini kendine bile değersiz hissettirirken kadın çok seviyorum dediği adama düzeltilmesi imkansız bir vicdan azabı yükleyip gidiyor. Bunu da daha gaddarlaştırıp adamın varlığından haberdar olmadığı çocuklarının ölümüne bağlıyor. Psikolojik tasvirini ben yapamam ama iyi gösterilmiş korkunç bir karakter!!! Ama aşkı yaşama şekli mektuba kadar takdir edilesi.
Stefan Zweig bu eserinde oldukça saygıdeğer ve dingin hayat süren bir kadın bile olsa tutkularının peşinden gittiğinde tıpkı kumarbazların kendilerine hakim olamamaları ve bağımlılıkları kadar tehlikeli olabileceğine dikkat çekiyor ve tutku peşinde giden kadınları belki de kumarbazlara benzetiyor. Hatta yirmi dört saatlik bir tanışıklığın insan hayatını tamamen değiştirebileceğini anlatmaya çalışıyor. Hikaye içinde hikayenin yer aldığı kitapta hayatının sonbaharındaki İngiliz bir kadının en mahrem sırrını tesadüfen karşılaştıkları bir olaydaki tutumuyla dikkatini çeken ve kendini anlayabileceğini düşündüğü yazara günah çıkarması olarak özetleyebiliriz.
Ön yargısız ve ayıplama duygularından arınmış olarak okunması gereken bir kitap. Görünen silüetlerin altındaki ruhun kat kat derinlerinin kışkırtıcı duyularına ulaşan ve tabi ki bu karanlıklarla yüzleşmeye korkmayanlara hitap eden bir kitap. Kadın-erkek ilişkilerine ve farklarına değiniliyormuş gibi duruyor ancak genele dönüp insan olarak bakıldığında en masum en asil insanın bile gölgede kalmış yüzleşmekten korktuğu hazla yoğrulmuş bir tarafı vardır. Yazarın tespitleri işte bu duyguları besliyor. Bazı cümleleri sanki yazar değil Mephisto yazmışcasına ruh gıdıklayıcı. Ya da o klasik Ahmet Altan üslubudur artık her neyse. O zaman bu kitap ruhlarındaki karanlık tarafla yüzleşmeye korkmayanlara gelsin.