başkalarına yardım etmeye daima hazır biriydi babam, sen de hep bundan şikâyet ederdin, bana babamın kendi ailesine bu kadar kötü davranırken başkalarına, tanımadığı insanlara neden bu kadar kibar, hatta cömert davrandığını, onlara yardım etmeye, iyilikte bulunmaya, kendi ifadesiyle yardımlarına koşmaya neden bu kadar hevesli olduğunu anlamadığını söylerdin, bence ev yaşamı onu boğuyordu ve ailesine ailesi olmanın, kederinin yüzleri olmanın bedelini ödetmek istiyordu ama konumuz bu değil.
Bana edebiyatın duyguları vitrine çıkarmaması gerektiği söylendi, ben de bedenin ifade edemediği duygular fışkırsın diye yazıyorum.
Bana edebiyatın asla bir siyasi manifestoya benzememesi gerektiği söylendi, bense şimdiden cümlelerimin her birini bir bıçağın ucunu sivriltir gibi sivriltiyorum.
Çünkü artık biliyorum ki edebiyat adını verdikleri şeyi, onunki gibi yaşamlara ve bedenlere karşı inşa ettiler. Çünkü artık biliyorum ki ona dair ve onun yaşamına dair yazmak, edebiyata karşı yazmaktır.
Bizde merhamet yok, sizden de merhamet dilemiyoruz. Sıra bize geldiğinde estireceğimiz terör rüzgârları için bahane aramayacağız. Ancak kraliyet teröristleri, Tanrı'nın ve hukukun lütfunu bahşettiği o teröristler pratik açıdan gaddar, burnu büyük ve kötü; teorik açıdan korkak ketum ve hilekâr; her iki açıdan ise itibarsızdırlar.
Üretim araçlarının merkezileşmesi ve emeğin toplumsallaşması en nihayetinde bu ikisinin kapitalist kabukları ile uyumsuz hale geldiği bir noktaya varır. Böylece kabuk parçalanır. Kapitalist özel mülkiyetinin cenaze çanları çalmıştır. Mülksüzleştirenler mülksüzleştirilirler.