Milyonlarca insanın adice öldürülmesi, ruhların öldürülmesi... anlıyor musun beni, insanların ruhunu öldürüyorlar. Bizimle onların arasındaki farkı görüyor musun? Adam bir yumruk attı diye üzülüyor, bu yaptığından utanıyor, içi acıyor. En önemlisi de kendinden iğreniyor. Oysa onlar çok sakin, hiç acımadan, yürekleri sızlamadan, zevkle binlerce insanı öldürüyorlar. Ve yalnızca insanlar üzerinde egemenlik kurmalarına yarayan gümüşlerini, altınlarını, beş para etmez belgelerini, değersiz her şeylerini korumak için insanları öldüresive eziyorlar. Düşün ki, halkı öldürürken, insanların ruhlarını yaralarken kendileri için yapmıyorlar bunu, sahip oldukları şeyleri korumak için yapıyorlar. Kendilerini içeriden değil, dışarıdan koruyorlar.
Yolunda ileriye ve gerekirse kendine karşı da yürüyeceksin. Her şeyini, yüreğini bütünüyle verebilmelisin... Hayatını vermeli, davan için düpedüz ölebilmelisin de... Daha çoğunu ver, senin için hayattan bile değerli olanı ver... En çok değer verdiğin şeyi de... senin gerçeğin o zaman daha da büyüyecektir..."
Anacığım, sizin inandığınız iyi yürekli, merhametli Tanrı'dan söz etmiyorum ben, papazların bizi sopa gibi korkuttuğu Tanrı'dan, bazılarının, adına insanları boyun eğmeye zorladığı Tanrı'dan söz ediyorum."
Ribin parmaklarıyla masayı tıklatıp, "Evet," dedi. "Bazıları el altından Tanrı'nın yerine geçtiler, her şeyi sahiplendiler, bize karşı kullanıyorlar. Unutma anacığım, Tanrı insanı kendine benzer olarak yarattı, yani insan ona benzerse, o da insana benzer. Oysa bizler ona değil, vahşi hayvanlara benziyoruz. Kilisede korkunç bir şey gösteriyorlar bize... Tanrı'yı değiştirmeliyiz ana, kötülüklerden arındırmalıyız onu. Ruhumuzu öldürmek için Tanrı'yı yalanlara, iftiralara bürümüşüz, ruhumuzu öldürmek için onun yüzünü çirkinleştirmişiz